buharalıbilvanisli.com

Sofilerin Buluşma Noktası Buhara
 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
buharalıbilvanisli.com Son Konular
KonuYazanGönderme Tarihi
Salı Şub. 08, 2011 11:13 am
Cuma Ocak 28, 2011 9:56 am
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:43 pm
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:41 pm
Çarş. Ocak 05, 2011 8:01 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:57 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:40 am
Salı Ocak 04, 2011 6:58 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 9:37 am
Ptsi Ocak 03, 2011 7:15 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 7:02 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:55 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:43 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:27 pm
Perş. Ara. 30, 2010 10:23 am
Perş. Ara. 30, 2010 8:27 am
Paz Ara. 26, 2010 2:53 pm
Paz Ara. 26, 2010 2:43 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:11 pm
Cuma Ara. 24, 2010 1:34 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:50 am
Perş. Ara. 23, 2010 1:19 pm
Perş. Ara. 23, 2010 8:12 am

Paylaş | 
 

 Ebu Hanife'nin Şahsiyet Ve Karakteri

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
gespenst

avatar

Mesaj Sayısı : 588
Kayıt tarihi : 24/06/10
Nerden : ANKARA

MesajKonu: Ebu Hanife'nin Şahsiyet Ve Karakteri   Paz Haz. 27, 2010 10:14 am

Ebu Hanife'nin Şahsiyet Ve Karakteri

îmam.A'zam Ebu Hanîfe'nîn ders metodu ve diğer hallerini kıs¬men anlattık. Şimdi onun şahsiyet ve karakteri üzerinde durmak is¬tiyoruz. Yukarıda söylediklerimiz elbette o büyük insanın, ruhunda mevcut olan bir cevher sebebiyle meydana gelmiştir. O halde, ağa¬cın aslı bilinmeden meyvesi tanınamıyacağı gibi, sebep bilinmeden netice de bilinemez. Ebu Hanîfe, kendisi İlim ve tarihi temsil eden kimseler arasında en üstün bir mevkie yücelten sıfatlara sahipti. O; ileri görüşlü, gerçeği kavrayan, meselelerin içyüzünü gören ve itimada lâyık olan bîr İlim adamının bütün sıfatlarını kendisinde toplamaktadır. Bu sayede o, nıes'eleleri son derecede iyi ihata eder¬di. Bu, kendisinin sahip olduğu ruh sağlamlığı ve zekâ kudretinin eseridir.
İmam Ebu Hanîfe, — Allah ondan razı olsun — nefsine tam ola¬rak hâkimdi. Lüzumsuz şeylerle asla uğraşmazdı. Bir defa o, Irak'ın vaizi ve çağının büyüklerinden biri olan Hasan el-Basri'nin bir yan¬lışını çıkarmıştı. Yanmda bulunanlardan birisi; "sen kim oluyorsun ki, Hasan el-Basrî'nın yanlışını çıkarıyorsun? demiştir. .Fakat Irak'ın o büyük fakihinin yüzünde hiç bir değişiklik olmamış, sanki kendi¬sine itiraz edilmemiş gibi sözüne devamla, «Evet, Allah'a and olsun ki, gerçekten Hasan el-Basrî bu meselede yanılmış ve Abdullah b. Mes'ud (R.A.) isabetli söylemiştir», demiş, sonra da şunu ilâve et¬miştir: «Ey Allahım! Bize karşı gönlü dar olanları, bizim geniş gön¬lümüz içine almaktadır.»
O, vakarlı ve nefsine hâkim olmakla beraber aynı zamanda duy¬gulu bir kalbe ve hassas bir ruha sahipti. Bir defa kendisi ile mü¬nakaşa ederi birisi ona; ey zındık, ey bid'atçı, diye hitab etmişür. İmam A'zam, Allah'ın rızasından başka bir şey istemeyen bir İlim adamının vakar ve sükûneti içerisinde ona şu cevabı vermiştir: «Be¬nim bu sıfatlara asla sahip olmadığımı bilen Allah, seni affeylesin. Ben, Allah'ı tanıyah O'na hiç bir surette şirk koşmadım. Sadece O'nun affını diler ve yalnız O'nun ikâbından korkarım.» Ebu Hanî¬fe, bu «ikâb» sözünden sonra ağlamaya başlamıştır. Bunun üzerine
o adam; «Bana hakkım helâl et, ey İmam» demiş; o büyük îmam da, «câhillerden bize kötü söz söyleyenlerin hepsine hakkımız helâl olsun; ancak, bize dil uzatan İlim sahiplerinin durumu müşkildir, çün¬kü âlimlerin gıybet etmesi kendilerinden sonra bir şey bırakır», de¬miştir.
Ebu Hanîfe'nin vakar ve sükuneti, ruhunun yüceliğinden ve Al¬lah'a bağlılığından ileri geliyordu. O'nun ruhuna dünya kirleri bu¬laşmamıştır; ruhu, sanki cilâlı bir levha idi; onda insanların eziyet verici sözleri iz yapmaz ve kaybolup giderdi.
O, heyecanına hâkim ve soğukkanlı bir yaratılışa sahipti. Riva¬yet edilir ki; bir gün ders halkasında iken kucağına tavandan bir yı¬lan düşmüş ve etrafındakiler dağüıvermişti, O ise, hiç aldırmadan yılanı tutup bir tarafa atmış ve dersine devam etmiştir. [13]
îmam Ebu Hanife, derin bir tefekkür sahibi idi. O, nass'lann zahir mânâlarıyla yetinmez, bunların içine aldığı uzak ve yakın mak¬satları kavrar, illet ve sebeplerini açıklardı. Kendisini gençliğinde kelâm ilmine yönelten, belki de onun bu felsefî aklı ve derin tefek¬kürüdür. O, aklı susuzluğunu ilm-i kelâmla gidermeye çalışmıştır. Onun derin tefekkürü, kendisini, hadislerin ihtiva ettiği hükümlerin gayelerini araştırmaya sevketmiştir. Bu araştırmalarında o, lafızla¬rın işaretlerinden, durum ve şartlarla ilgili hususlardan maslahatı celbetme ve mazarratı defetme gibi hüküm üzerine terttüb eden peylerden yardım görmüştür. Hükmün gerçek illetini tesbit edince kıyaslar yapar, faraziye ve tasavvurlar ileri sürerdi. O, bu husus¬larda çok büyük mesafeler katetmiştir.
İmam Ebu Hanîfe, derin bir tefekküre sahip olmakla beraber, aynı zamanda hürdüşünceli idi. Hiç bir görüş veya fikri aklına vur¬madan kabul etmezdi. Onun bu durumunu üstad Hammad b. Ebi Süleyman, kendisiyle her meselede münakaşa ettiği zaman sezmiş ve takdir etmiştir, Ebu Hanîfe'ye Kitab, Sünnet veya Sâhâbî'lerin fetvasından başka hiç bir şeye boyun eğdirmeyen, işte bu hür dü¬şünceli oluşu idi. Tabiînin görüşlerine gelince; o bunları bazan doğ¬ru, bazan da yanlış bulurdu.
İmam Ebu Hanîfe, birbirine zıt görüşlerin bulunduğu bir ortam¬da yaşıyordu. Her görüş sahibinin görüşünü ele alıp tam bir hürri¬yet içerisinde incelerdi. O, Hz. Ali'nin soyundan gelen şiî İmamlar¬la karşılaşmış, onlara hürmet ve ikramda bulunmuş, görüşlerinden istifade etmiştir. Fakat, onları'çok sevdiği halde şiîleşmemiş (teşeyyu'etmemiş)tir.İmami Zeyd b. AlilZeynelâbidin'den Muhammed Bâkır'dan, bunun oğlu Ca'fer-i Sâdık'tan ve Hz. Hasan'ın torunu Abdullah'dan İlim tahsil etmiştir. Fakat, düşüncelerinde bunlardan birine bağlı kaldığı bilinmemektedir. Küfe şehri Şiîliğin merkezi olarak bi¬linmesine ve sâtiâbîlerin İmamlarına dil uzatılan bir yer olarak ta¬nınmasına rağmen Ebu Hanîfe, bütün sâhâbîlere saygı beslerdi. Sa-id b. Ebî Urûbe şöyle der: «Kûfe'ye geldim ve Ebu Hanîfe'nin mecli¬sinde hazır bulundum. O, bir gün Osman (R.A.)'ı andı ve ona Al-iah'dan rahmet diledi. Ben de, ona; Allah rahmetini senden de esir¬gemesin, bu memlekette Osman b. Affan için senden başka hiçbir kimsenin rahmet dilediğini işitmedim, dedim.» [14]
İmam Ebu Hanife, hakikati tam bir ihlâsla araştırırdı. Onu yü¬celten ve gönlünü aydınlatan işte bn sıfatıdır. Olay ve mes'eleleri incelerken keyfî ve nefsî arzulardan uzak olan ihlaslı bir kalbi, Al¬lah, marifet nuru ile doldurur ki bu sayede onun anlayışı artar ve düşüncesi dosdoğru olur. Buna mukabil, nefsi arzularına esir olan bir aklı da bu nefsî arzular sapıtır. Böyle bir akla sahib olan insan, şehevî arzularının uçurumuna mı yuvarlanmakta, yoksa aklının rehberliğinde mi yürümektedir, bilemez!.
Ebu Hanîfe, kendisini her türlü şehevî arzulardan kurtarmış ve Allah'dan sadece sağlam bir idrak sahibi olmayı istemiştir. O, fık¬hın bir din ilmi olduğunu bilmiş veya dinde istenilen şeyin, insan¬oğlunun yalnız hakikatin peşinden gitmesinden ibaret bulunduğunu anlamıştır. Ona göre, tartışmada bir insan ister yensin isterse ye¬nilsin önemli değildir. Bir insan, hakikati araştırıp ona ulaştığı müd¬detçe galiptir; isterse cedel ve tartışmada hakikati ona hasmı gös¬termiş olsun.
O, ihlası sebebiyle kendi görüşünün kayıtsız şartsız güpheden uzalc bir hakikat olduğunu ileri sürmez ve şöyle derdi: «Bizim bu sözümüz, bir görüş olup bize göre erişebildiğimiz en iyi neticedir. Birisi bizim bu görüşümüzden daha güzel olanını ileri sürerse, bize değil, ona uyulması daha evlâdır.»
Kendisine; «Ey Ebu Hanîfe, senin verdiğin bu fetva, şüphesiz bir gerçek midir?» denildiğinde, Büyük İmam; «Bilmiyorum, belki de şüphe götürmez bir bâtıldır.» [15] diye cevap vermiştir. Talebesi Züfer der ki: «Biz, Ebu Hanîfe'den ders okurçluk, Ebu Yusuf da yanımızda idi, onun söylediklerini yazardık. Bir gün" Ebu Yusuf'a o şöyle dedi: Ey Yakub, vay haline! Benden her işittiğini yazma. Çünkü ben, bu güne göre böyle düşünüyorum, belki yarın Isu «görüşümden vazgeçe rim. Belki de yarın başka bir görüşe sahib olurum. Fakat, ertesi gür onu da bırakabilirim.» [16].
îmanı Ebu Hanife,yeni bir görüşe sahip olursa, bazan önceki görüşünden (re'yinden) vazgeçerdi. Bazan da, kendisiyle münazara eden şahıs, sahih bir hadis ileri sürerse, kendi görüşünden tamamen dönerdi.. Çünkü, sahih bir hadis karşısında re'y beyan etmeye ma¬hal yoktur.
İşte bu, Ebu Hanîfe'nin ihlasmm neticesidir. O, hiç bir zaman kendi görüşüne taassub derecesinde bağlananlardan olmamıştır.
Akli kudretine rağmen, zihnini, başkasının görüşüne de açık tutmak için ihlası, onu daima hakîkata yöneltmiştir. Taassub, ancak duygulan düşüncesine galebe çalan veya a'sâbi zayıf ve aklı kıt olan kimselerde bulunur. Ebu Hanîfe bu gibi şeylerden uzaktı. O; akıl ba¬kımından kudretli, nefsine ve a'sâbma hâkim, hakikati ararken ihlash, samimi ve yalnız Rabbından korkardı. Bu sebepledir ki, görüş¬lerinde yanılma ihtimali bulunduğunu kabul ederdi.
İmam A'zam, hazır cevaplı olup ihtiyaç duyduğu zaman fikirle¬rini kolay bir şekilde anlatır ve tutukluk göstermezdi. Hakikat üze¬re olduğuna inandığı ve kendisini destekliyen delillere sahip olduğu müddetçe münakaşa ve münazaradan yılmazdı. O, çağındaki fakihler arasında işte bu meziyetleriyle tanınmıştır. Mısır'ın büyük fakih'i Leys b. Sa'd'den şöyle rivayet edilmiştir: «Ebu Hanîfe'yi görmeyi çok isterdim. Nihayet onu gördüm. İnsanlar, Üstadın etrafında kalaba¬lık bir şekilde toplanmışlardı. Birisi, ey Ebu Hanîfe, deyip ona bir soru sordu. Allah'a and olsun ki onun hazırcevaplılığı kadar gerçe¬ği söyleyişi de beni hayran bıraktı.»
Ebu Hanîfe münazaralarında büyük bir müdafaa gücüne sahip¬ti. Şayet hasmı inatçılık eder ve işi zora çekerse, Ebu Hanîfe, onu en kolay bir yoldan yıldırmasını bilirdi. Bu konuda çok ilgi çekici ve hayret verici menkıbeleri vardır. Menkıbe, tarih ve haltercemesi ki¬tapları bunlarla doludur. Biz, burada yalnız şu iki menkıbeyi anlat¬makla yetineceğiz:
1 — Ebu Hanîfe'yi gıyaben vasi tâyin eden bir adam ölür ve olay zamanın kadısı bulunan İbni Şubrume'ye arzedilir. Ebu Hani¬fe, falan adamın öldüğüne ve kendisini vasi tâyin ettiğine dair deli¬lini ortaya kor. İbni Şubrume, ona; şâhidlerinin olayı gerçekten gördüklerine dair yemin eder misin ?diye sorar. Irak'ın fakihi Ebu Hanîfe de; bana yemin düşmez, çünkü olay yerinde bulunmuyordum, der. İbni Şubrume ise; senin kıyâsların burada yanıldı, der. Bunun üzerine Ebu Hanîfe, ona şöyle bir soru yöneltir. «İki gözü kör olan bir kimsenin başını yarsalar ve buna iki kişi şahitlik etse, gözleri hiç bir şeyi görmeyen böyle bir davacıya şahidlerinin olayı gerçekten görüp görmediğine dair yemin teklif edilebilir mi? ne dersiniz? Bu durum karşısında İbni Şubrume, büyük İmamın savunmasını kabul eder ve hükmülehine verir.
2 — Emevîler devrinde isyan eden Dahkâk b. Kays el-Hâricî, bir gün mescid'de Ebu Hanife'nin yanma gelir, —bu sırada haricî¬ler, kendilerine muhalefet edenleri öldürmektedirler— Ebu Hanîfe'ye; tevbe et, der. O da; neden tevbe edeyim? diye sorar. Dahkak; ha¬kem tâyinini caiz gördüğün için, der. Bunun üzerine Ebu Hanife; sen beni öldürecek misin, yoksa benimle münazara mı etmek istiyor¬sun? diye sorar. Adam; hayır münazara etmek istiyorum cevabını verir. Ebu Hanîfe; bir mesele üzerinde tartışırken ihtilâfa düşersek aramızda hangimizin haklı olduğunu kim söyleyecek? diye sorar. Dahkâk el-Haricî; kimi istiyorsan onu çağır, der. Ebu Hanîfe de, bu¬nun üzerine Dahkâk'm adamlarından birine hitaben; ihtilâfa düştü¬ğümüz zaman hangimizin haklı olduğuna sen hükmet, der. Sonra Dahkâk'e dönerek; bu adamın aramıza girmesine sen razı mısm? di¬ye sorar. O, evet cevabını verince, münazarasıyla tanınan îmam Ebu Hanîfe; işte hakem tâyinini sen de caiz gördün, diye cevabı kondu¬rur.
Ebu Hanîfe'nin bütün sıfatlarım, bilhassa şu sıfatları taçlandırı¬yordu. Belki de bu sıfatları, öteki sıfatlarının hepsinin kaynağı olup Allah'ın bazı kullarına bahşetmiş olduğu bir meziyetti. İşte onun bu sıfatları; şahsiytinin kuvvetli oluşu, keskin zekâsı, heybeti, muhab¬bet ve cazibe yönünden başkalarına tesir edişi ve ruh sağlamlığıdır. Onun bir çok talebeleri vardı ve o bunlara kendi görüşünü zorla kabul ettirmezdi. Aksine, onlarla müzakerede bulunur, büyüklerin görüşlerini bir arkadaş gibi tartışır ve yaş farkı gözetmezdi. Sonunda kendisi bir görüşe varırdı ki, bütün talebleri burada susar ve ona razı olurlardı. Bazı hallerde ise, talebelerinden bir kısmı kendi görüşlerinde ısrar ederlerdi; fakat, her iki halde de İmam Ebu Hani¬fe'nin mevki ve şahsiyetine bir halel gelmezdi.
Ebu Hanîfe, heybetinin yanında keskin ve derin bir firaset sa¬hibi idi. Bu sayede, o, insanların içlerinde gizledikleri şeylere nüfuz eder ve olayların sonuçlarını sezerdi. Onun bütünüyle hayatı, şahsiyyet ve firasetmin güçlülüğünü haber verir. Firaset, güçlü akü sa^ hiplerinde gelişir. Onun derin duygu ve sezgisi bilhassa talebelerini okuturken ve insanların durumlarını incelerken ortaya çıkar. Bun¬lardan başka, o, fikir önderliği yapacak ihlaslı kimselere Allah'ın lütfettiği bir nura sahip idi. Kısaca, Ebu Hanîfe, böyle bir şahsiyet olup bazı hadis kitaplarında rivayet edilen Peygamber (S.A.V.)'in; «Müminin firasetinden sakınınız; çünkü o, Allah'ın nuru ile bakar.» hadîs-i şerifinde işaret edilen mü'minlerdendi.
îşte bunlar, İmam Ebu Hanîfe'nin sıfatlarından bir kısmıdır. Bunların kimisi yaratılıştan, kimisi de sonradan kazanılmıştır. O, nefsini olgunlaştırmıştır; şahsiyetinin anahtarını da bu ruhî olgun¬luğu teşkil eder. Her türlü manevî gıdalarla ruhunu besleyen, onun çağı, hocaları ve tecrübelerinden bol bol istifade etmesini sağlayan işte budur. Hülâsa olarak diyebiliriz, ki o, bütün bu unsurlardan bes¬leniyor, şahsiyeti1 ona, kendisinden sonraki nesillere tesir edecek yepyeni bir fikir ve görüş kazandırıyordu.
Ebu Hanîfe'nin işte bu sıfatları hayranlarını, kendisini son de¬recede övmeye sebeb olmuş, kıskananlarını da aynı şekilde kendi¬sini yermeye sevketmiştir. Şihabüddin Ahmed b. Hacer el-Heytemî (öl. 973 H.) «el-Hayrâtu'1-Hisân» [17] adlı eserinde; «Geçmişlerden biri hakkında insanların zıt şeyler söylemesi, onun büyüklüğünü gösterir. Hz. Ali'yi görmez misiniz? Onun hakkında iki fırka helak olmuştur: Ona ifrat derecesinde sevgi gösterenler ve yine ifrat de¬recesinde buğuz edenler.» der.
İşte îmam A'zam Ebu Hanîfe de, yaşadığı devirde aynı duru¬ma düşmüştür. İnsanların kimisi onu takdh; etmede ifrata düşmüş, kimisi de yermede haddini aşmıştır. Fakat, O Büyük îmam hem Al¬lah katında, hem de insaf sahiplerine göre ulu bir şahsiyet olup Irak fakihlerinin üstadıdır. Bu nokta, söz ve münakaşa götürmez. [18]


[12] Adı geçen eser, s. 26.
[13] el-Mekkî, Menakıbu Ebi Hanîfe, c. I, s. 268.
[14] İbni Abdilberr, el-İntikâ', s. 130.
[15] Tarihu Bağdad, c. XII, s. 352.
[16] Aynı eser, s. 402.
[17] Bu eser, Manastırlı İsmail Hakkı tarafından «Mevâhibu'r-Rahmân» adı ile Türkçeye çevrilmiş ve 1310 H. yılında İstanbul'da basılmıştır. Çeviren.
[18] İslam’da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/220-225.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Ebu Hanife'nin Şahsiyet Ve Karakteri
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
buharalıbilvanisli.com :: Mezheplerimiz Ve Fıkıh Kaynakları :: Hanefi Mezhebi-
Buraya geçin: