buharalıbilvanisli.com

Sofilerin Buluşma Noktası Buhara
 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
buharalıbilvanisli.com Son Konular
KonuYazanGönderme Tarihi
Salı Şub. 08, 2011 11:13 am
Cuma Ocak 28, 2011 9:56 am
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:43 pm
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:41 pm
Çarş. Ocak 05, 2011 8:01 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:57 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:40 am
Salı Ocak 04, 2011 6:58 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 9:37 am
Ptsi Ocak 03, 2011 7:15 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 7:02 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:55 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:43 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:27 pm
Perş. Ara. 30, 2010 10:23 am
Perş. Ara. 30, 2010 8:27 am
Paz Ara. 26, 2010 2:53 pm
Paz Ara. 26, 2010 2:43 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:11 pm
Cuma Ara. 24, 2010 1:34 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:50 am
Perş. Ara. 23, 2010 1:19 pm
Perş. Ara. 23, 2010 8:12 am

Paylaş | 
 

 İmamı Azamın Siyâsî Tutumu

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
gespenst

avatar

Mesaj Sayısı : 588
Kayıt tarihi : 24/06/10
Nerden : ANKARA

MesajKonu: İmamı Azamın Siyâsî Tutumu   Paz Haz. 27, 2010 10:15 am

Siyâsî Tutumu

Bundan önce îmam Ebu Hanîfe'nin hayat ve yaşayışını anlattık. Kısaca, onun hayatı takva, refah, saadet ve intizam içinde geç¬miştir. Buna karşılık, Allah, bu takva ve gerçek îman sahibi İlim ada¬mını siyâsî alanda çok çetin imtihanlara tâbi tutmuştur. Allah, ,onu bu şiddetli imtihanlarla hayatının iki devresinde karşılaştırmış olup ikincisinde îmam Ebu Hanîfe şehid olarak ölmüştür.
Burada biz, îmam A'zam'm çağındaki olaylara kısaca dokun¬mak istiyoruz. Ebu Hanîfe ömrünün elli iki yılını Emevîler, kalan 18 yılını da Abbasîler devrinde geçirmşitir. Böylece o, Emevî dev¬letinin güçlü devrini, gerileme ve yıkılış devirlerini gördükten sonra Abbasî devletinin ilk yıllarını da yaşamıştır. Abbasî hareketi, bil¬hassa îran içlerine doğru yayılan gizli bir propaganda şeklinde baş¬lamış, yeraltı faaliyetleri ile gelişmiş ve nihayet Emevî devletini yı¬kıp iktidarı ele geçirmiştir.
İşte Ebu Hanîfe, bütün bunlara şahid olmuş ve bu olaylar, ru¬hunda derin etkiler bırakmıştır. Gerçi O, ne ayaklananlara ne de ihtilâlcilere katılmıştır. Fakat olayların akışı gösteriyor ki önce îmam Â'zam'm gönlü, Emevîlere karşı ayaklanan Hz. Ali evlâdlarıyla bir¬di. Onlar, Abbâsîlere karşı ayaklandıkları zaman îmam A'zam, fif¬ren yine bunları desteklemekteydi.
Ebu Hanîfe, şiî olmamakla beraber, Emevîlerin hilâfet için hiç¬bir hakları olmadığına kani idi. Fakat, fiilen Emevîlerin aleyhine harekete geçmemiş ise de, onların aleyhine yapılan hareketleri be-nimsememiştir. Rivayet edildiğine göre Zeyd b. Ali Zeynelâbidin, Kûfe'de Hişam b. Abdilmelik'e karşı isyan bayrağını açtığı zaman Ebu Hanîfe şöyle demiştir": «Zeyd'in bu çıkışı, Resûlüllah'ın Bedir günündeki çıkışma benziyor.» Kendisine, îmam Zeyd'le birlikte niçin savaşa katılmadığı sorulduğunda şu cevabı vermiştir: «Beni ondan alıkoyan, halkın yanımdaki emanetleridir. Bu emanetleri İbni Ebî Leylâya bırakmak istedim, kabul etmedi. Savaşta ölür ve bunca emanetin altında kalırım diye korktum.» Yine rivayet edildiğine gö¬re Zeydle savaşa katılamadığına dair özür beyan ederken şöyle de¬miştir : «Eğer halkın, Zeydi, daha önce dedesi Hz. Hüseyn'i bırakıp kaçtığı gibi, bırakıp kaçmıyacağım bilseydim, ben de Zeyd'le birlik¬te savaşırdım. Çünkü o hakîkî İmamdır. Fakat, bu düşünce ile ona sadece malî yardımda bulundum.» îmam Ebu Hanîfe, İmam Zeyd'e on bin dirhem yardımda bulunmuş ve elçisine; «benim özrümü ona anlat», demiştir. [25]
Bu gösteriyor ki İmam Ebu Hanife'ye göre Emevîler halifeliğe lâyık değillerdi. O, Zeyd b. Ali'yi İmam olarak tanıyordu. Fakat, sö¬zünde durmayan Iraklıların tabiatını bildiği için iyi netice alınaca¬ğına inanmıyordu. Bununla beraber îmam Zeyd'i engellemek de is¬temedi. Hattâ ona malî yardımda bulundu.
İmam Zeyd'in hareketi, kendisinin 122 H. yılında fecî bir şekil¬de ölümüyle sonuçlandı. Daha sonra İmam Zeyd'in oğlu Yahya/Ho¬rasan'da Emevî idaresine karşı ayaklandı. O da, 125 yılında babası gibi öldürüldü. Bundan sonra Yahya'nın oğlu Abdullah da iktidarı ele geçirmek maksadıyla Yemen'de isyan etti. Fakat son Emevi ha¬lifesi Mervân b. Muhammed, Abdullah üzerine yolladığı adamları vasıtasıyla 130 H. yılında onu da öldürttü. [26]
İşte bu olaylar, İmam Ebu Hanîfe üzerinde büyük etkilerde bu¬lunmuştur. O, İmam Zeyd'in ayaklanışmı, Hz. Peygamber'in Bedir günündeki çıkışma benzetmiştir. Fakat İmam Zeyd, fecî şekilde öl¬dürülmüş ve cesedi bir hurma kütüğüne asılmıştır. Kendisinden sonra bu acıklı âkibetîer oğlu ve torununun başına da gelmiştir. Bu durum karşısında, elbette Ebu Hanîfe, Emevîlere karşı nefret duya¬cak ve onların zulümlerini diğer bilginler gibi o da tenkid edecek¬ti. Alimlerin tenkid dilleri, kılıçların yapamadığım yapar; onların darbeleri kılıçlardan daha kesici ve şiddetli olur.
Bunun içindir ki Emevîler, İmam Ebu Hanîfeyi takip etmeye başlamışlar, bilhassa Abbasî propagandasının gizli gizli yayılışını ve intizamlı isyan hareketlerini görünce bu takiblerini daha da ar¬tırmışlardır. Emevî" valisi îbni Hubeyre tehlikenin arttığım görünce fakih ve muhaddislerden korkmaya başlamış, özellikle fıkıh ve İlim
de büyük bir yeri olan îmam Zeyd'le teması bulunanlardan endişelenmiştir. Adı geçen vâîi; îbni Ebî Leylâ, Ibni Şubrume, Dâvûd b. Hind gibi Irak'ın fakihlerini toplamış ve her birine Emevî idaresin¬de birer vazife almalarını teklif ederek, onların Emevî devletine bağ¬lı olup olmadıklarını Öğrenmek istemiştir. Bu arada Ebu Hanîfe'ye de vazife teklif etmiş, fakat o bunu şiddetle reddetmiştir.
İbni Hubeyre, mührün Ebu Hanife'nin elinde olmasını ve mua¬melelerini bununla imza etmesini, onun elinden çıkmayan hiç bir yazının infaz edilmemesini ve malî sarfiyatın da yalnız onun mü¬saadesiyle yapılmasını istemiştir. Ebu Hanife, onun bu tekliflerini yerine getirmekten şiddetle kaçınmıştır. Vali îbni Hubeyre ise, bu vazifeyi kabul etmediği takdirde Ebu Hanîfe'yi dövdüreceğine ye¬min etmiştir. Bunun üzerine âlimler, Ebu Hanîfe'ye bu vazifeyi kabul etmesi için ricada bulunmuşlar ve; «Biz kendini tehlikeye atmayasın diye sana Allah için öğüt veriyoruz. Sen, bizim kardeşimizsin. Hepimiz böyle bir vazifeyi istemiyoruz. Fakat başka bir çaremiz yok¬tur», demişlerdir. Güçlü, İmanlı ve takva sahibi Ebu Hanîfe de on¬lara şöyle cevap vermiştir: «Eğer o, Vâsıt Mescidinin kapılarını say¬mamı isteseydi benden, onu dahi kabul etmezdim. O halde nasıl olur da o, bir adamı idam etmek için benim hüküm vermemi ister ve bu hükümle onun boynunu vurur! Ben böyle bir hükmü ihtiva eden kararın altını nasıl mühürlerim! Vallahi ben, böyle bir işe ölün¬ceye kadar giremem.»
Ebu Hanîfe vazife almamakta İsrar etti. Ve onun İsrarı karşı¬sında bütün kuvvetler perişan oldu. Emniyet müdürü (Sahibu's-Şurta), Ebu Hanife'yi üstüste birkaç gün hapsettirdikten sonra döv-dürmeye başlamıştır. Hattâ ona kırbaç vuran kimse usanmış ve dö¬vülmeden dolayı ölür ve Emevî idaresine kıyamete kadar sövülme¬ye sebep olur diye korkmuştur.İbni Hubeyr'e bilginlere; «Ebu Hanîfe'ye söyleyin de bizi yeminimizden kurtarsın», demiş, onlar da Ebu Hanife'den bu teklifi kabul etmesini rica etmişler, fakat o tu¬tumunda şiddetle İsrar etmiştir. Bunun üzerine îbni Hubeyre, bil¬ginlerden, zindanda bulunan îmam Ebu Hanîfe'ye tavassut ederek, vazife teklifini reddetmektense ileride belki yapabileceğini söyleme¬sini temin etmelerini istemiş; fakat Ebu Hanîfe bunu da kabul et¬memiştir. Sonunda İbni Hubeyre, îmam A'zam'ı serbest bırakmak zorunda kalmıştır. Ebu Hanîfe, hürriyetine kavuşur kavuşmaz yol hazırlığını yaparak, Beytullah'a sığınmak üzere Hicaz'a gitmiştir, îşte bu olaylar, 130 H. yılında cereyan etmiştir. [27]
Ebu Hanîfe, Allah'ın evine mücavir olmuş ve Abbasîler iktida¬ra gelinceye kadar orada kalmıştır. Abbasîler iktidarı ele alıp asa¬yişi temin edince "îmam A'zam da Kûfe'ye dönmüş, diğer bilginler¬le birlikte ilk Abbasi Halifesi Ebu'l-Abbas es-Seffah ile buluşmuş ve yeni halifeye bîat ettiğini açıklamak üzere bir hitabede bulunmuş¬tur. Esasen diğer bilginler, Halifenin bîat talebine icabet etmek üze-pe/rîmanı A'zam'ı kendileri için temsilci seçmişlerdi. Ebu Hanîfe, bu hitabesinde şunları söylemiştir:
«Hakkı, Peygamberinin soyuna teslim eden, zâlimlerin zulmünü bizden kaldıran ve hakikati söyleyebilmemiz için dİlimizi hürriyete erdiren Allah'a hamd olsun. Ey Halîfe, Allah'ın emri üzere biz sana bîat ettik, kıyamete kadar sana verdiğimiz söze bağlı kalacağız. Al¬lah, bu makamı Peygamberinin soyundan geri almasın!»
îmam A'zam'ın bu hitabesi gösteriyor ki o, adalet ve doğruluk¬tan ayrılmamak şartıyla, devlet idaresini Ehl-i Beyt'in ele almasını çok arzu etmekteydi.
Hanîfe, Abbâsilere bağlı kalmaya devam etmiştir. Çünkü onların iktidara gelişi, Hz. Ali evlâdlarma reva görülen zulmün gi¬derilmesi neticesinde olmuştur. Abbasi halifeleri de İmam A'zam'a yakınlık gösteriyorlardı. Ebu'l-Abbas, ondan sonra Ebu Ca'fer el-Mansur birçok ihsanlarda bulunmuş ise de Ebu Hanîfe bunları ne¬zaketle reddetmiştir.
îmam Ebu Hanîfe'nin, ilk yıllarında Abbasî idaresi aleyhinde konuştuğu bilinmemektedir. Nihayet Abbasoğulları ile Hz. Ali ey-lâdları arasında çekişme başlamış ve Ebu Hanîfe'nin büyük bir sev¬gi beslediği Ali evlâdlarma karşı işkence artmıştır. Elbetde bu du¬rum karşısında, Ebu Hanîfe'nin Abbâsîlere karşı nefret etmemesi düşünülemez. Hele el-Mansur'un iktidarına karşı Hz. Ali'nin torun¬larından Muhammed en-Nefsü'z-Zekiyye b. Abdillah ve kardeşi ib¬rahim isyan edince durum büsbütün değişmiştir. Bunların babası Abdullah, Ebu Hanîfe'nin hocası olup oğulları isyan bayrağını çek¬tiği zaman el-Mansur tarafından hapsettirilmişti. O, her iki oğlu¬nun ölümünden sonra el-Mansur'a karşı kin ve nefret duygularıy¬la dolu olarak hapishanede (145 H. yılı) ölmüştür.
".. Ebu Hanîfe için, Enıevîler gibi A.bbasîlerden de intikam almak¬tan başka bir çare yoktu. Fakat onun intikam alışı, âdeti üzere ders aralarında konuşmaktan ileri gitmiyordu. Öteki âlimler de böyle siyâsi olaylarla az meşgul oluyorlar ve meylettikleri hususlara sev¬gi göstermekle duygularını tatmin ediyorlar ve bununla yetiniyor¬lardı.
145 H. yılında adı geçen İbrahim Irak'da, kardeşi Muhammed en-Nefsü'z-Zekiyye de Medine'de ayaklandı. Rivayete göre îmam Mâlik, Medine'de bu ayaklanmanın (huruc'un) meşruluğuna fetva vermiştir. Çünkü o, el-Mansur'a yapılan biatin zor (ikrah) ile oldu¬ğunu tesbit etmiştir. Öyle görünüyor ki îmam Mâlik, ayaklanmanın caiz olduğuna dair açıkça fetva vermemiştir. Fakat o, Muhammed en-Nefsü'z-Zekiyye'nin dâvasını isbat bakımından işi kolaylaştırmış¬tır. Çünkü Muhammed en-Nefsü'z-Zekiyye ayaklanmasının meşru¬luğunu Ebu Ca'fer el-Mansur'a yapılan biatin ikrah ile oluşuna da¬yandırıyordu, îmam Mâlik ise, hadis derslerinde sık sık bîata îmâ ederek, «İkrah karşısında kalan kimsenin yemini muteber değildir» diyordu. Bu sözü tekrarlamaktan menedildiği halde, îmam Mâlik bundan vazgeçmemiştir. Çatışma, el-Nefsü'z-Zekiyye'nin öldürülme¬siyle sonuçlandıktan sonra İmam Mâlik, birçok işkencelere uğra¬mıştır.
Irak'da da Ebu Hanîfe, en-Nefsü'z-Zekiyye'nin kardeşi İbrahim'e yardım edilmesini açıkça söylüyordu. Hattâ iş, Ebu Hanîfe'nin, el-Mansur'un bazı komutanlarını onunla savaşmaktan alıkoymasına kadar varmıştı.
Rivayete göre el-Mansur'un kumandalarından Hasan b. Kah-taba, bir gün Ebu Hanîfe'nin yanma girmiş ve; «Vazifemi her hal¬de biliyorsun, tevbe ediyor musun, etmiyor musun?» demiştir. Ebu Hanîfe de; «Allah bilir ya sen yaptığından pişman olacaksın. Eğer bir müslümanla kendi nefsini öldürmek arasında muhayyer kalır¬san, müslümam değil, kendi nefsini öldürmeyi tercih et. Sen, bir daha böyle yapmayacağına Allah'a söz ver. Bu sözünde durursan o senin tevben olacaktır», demiştir. Hasan b. Kahtaba, Ebu Hanîfe'¬nin bu sözüne şu cevabı vermiştir: «Dediğini kabul ediyor ve Al¬lah'a söz veriyorum ki bir daha bir müslümam öldürmeye yel terimiyeceğim.»
İbrahim b. Abdillah,b. Hasan huruç edince, el-Mansur, adı ge¬çen kumandana, Ebu Hanîfe'ye gidip işini bitirmesini emretmiş, ku¬mandan da İmam A'zam'ın yanına gelince, o, kumandana daha ön¬ce verdiği sözü hatırlatarak şöyle demiştir: «Tevbenln vakti geldi. Sözünde durursan tevbe etmiş olacaksın. Aksi takdirde hem önce¬ldi, hem de sonraki niyet ve fiilinden hesaba çekileceksin.» Bunun üzerine kumandan, Ebu Hanîfe'yi öldürmek için hazırlanmış oldu¬ğu halde, tevbesinde durmuş, el-Mansur'un yanına vararak şöyle demiştir: «Ben böyle bir işi yapamam. Eğer senin emrinle yaptığım işler, Allah'a itaat sayılırsa benim için çok iyi bir şeydir. Eğer masiyet sayılırsa bu bana yeter.» Bunun üzerine Halife el-Mansur öf kelenmiştir. Kumandanın kardeşi Humeyd b. Kahtaba ileri atılarak *Biz bir yıldan beri onun akli muvazenesinden hoşlanmıyoruz, o saç mahyor. Bu işi ben yapabilirim", demiştir. Soğukkanlılığını koruyar Halife el-Mansur, bazı güvendiği kimselere; «Hasan b. Kahtaba'nır yanma fakihlerden kim gelip gidiyor?» diye sormuş, onlar da; «O Ebu Hanîfe'nin yanına gidip geliyor» demişlerdir. [28]
Halife Ebu Ca'fer el-Mansur, İmam Ebu Hanîfe'yi takibe ve ver diği fetvâaları araştırmaya başlamış, bu arada Ebu Hanîfe'nin Mu sul halkına dair vermiş olduğu fetva üzerinde, bilhassa, durmuştur Şöyle ki:
Musul halkı, Halifeye verdiği sözü (biat'ı) defalarca bozmuş tu. Halîfe el-Mansur da, onlara sözlerini bir daha bozarlarsa kanla rıni dökeceğini şart koşmuş, onlar da bu şartı kabul ederek, sözü müzden dönersek kanımız helâl olsun, demişlerdi. Halife, Ebu Ha nîfe dahil olmak üzere, bütün fakihleri toplamış ve onlara şöyle de¬miştir: Peygamber (S.A.V.)'in «Mü'min şartlarına bağlıdır.»Hadîs-i Şerifi sahih değil midir? Musul halkı bana karşı ayaklanmama¬ları için ileri sürdüğüm şartı kabul ettiği halde, benim valime kar¬şı ayaklandı. Şimdi onların kanlarını akıtmak benim için helâl de¬ğil midir?* Orada bulunanlardan birisi: «Onlara istediğini yapabi¬lirsin, onlar hakkında söylediklerin yerindedir. Affedersen, bu, se¬nin büyüklüğünün eseridir. Cezalandırırsan onlar buna müstahak olmuşlardır», dedi. Ebu Hanîfe susmaktaydı. el-Mansur, ona dön¬dü ve:
— Üstad, sen ne dersin, biz, Peygamberin hilâfet ve eman evin¬de değil miyiz? diye sordu.
Ebu Hanîfe gerçeği şöyle ifade etti:
«— Onlar, ellerinde olmayan şartları kabul etmişler. Sen de sâ¬na ait bulunmayan şartları onlara kabul ettirmişsin. Çünkü, bir müslümanm kanı ancak şu üç şeyden biri ile helâl olur:
«1 — Adam öldürmekten,
«2 — Mürted olmaktan,
«3— Evlenmiş ve hür (muhsan) olduğu halde zina etmekten.
«Bu durumda sen, onları cezalandırırsan haksızlık yapmış olur¬sun. Allah'ın şartlarına bağlı kalmak daha iyidir.»
El-Mansur, fakihlerin gitmelerini emretmiş, sonra Ebu Hanife'yi yanına çağırarak şöyle demiştir:
«Ey Üstad, gerçek görüş senin söylediğindir. Memleketine dön, Halifenizi kötüleyecek şekilde halka fetva verme. Çünkü isyan¬cı Haricîlerin cesareti artıyor.» [29]
Şiî olmadığı halde Hz. Ali soyuna büyük bir sevgi besliyen Ebu Hanîfe'nin bu gibi cesaretli görüşleri, el-Mansur'un memnuniyetsiz¬liğine sebep olmuş, hattâ onu takip ettirmek üzere peşine hafiyele¬rini takmıştır. Bunun, ayrıca iki sebebi daha vardır :
1 — İmam Ebu Hanîfe ile çağının kadısı İbni Ebî Leylâ arasın¬da şiddetli bir anlaşmazlık vardı. Onun verdiği hükümleri Ebu Ha¬nîfe sert bir şekilde tenkid ederdi. İbni Ebî Leylâ da onu el-Mansur'a daima şikâyette bulunurdu. Belki de en çok şikâyeti Ebu Hanife'dendi. Şüphesiz bu, halifenin içinde İmam Ebu Hanife'ye karşı bir kızgınlık ve intikam hissi meydana getirmiştir.
2 — el-Mansur'un maiyyetinde bulunanlardan Ebu Hanîfe'yi sevmeyen veya Halifeye sırf yaranmak için onu kötüleyenîer vardı. el-Mansur'un hâcibi olan er-Rabi' ve Ebu'l-Abbas et-Tûsî bunlar¬dandır.
Bütün bu olaylar sebebiyle el-Mansur, Ebu Hanîfe'ye karşı iyi¬ce bozulmuş, iktidarını korumak için sert bir vaziyet almış ve onu cezalandırmayı zarurî görmüştür. Halife el-Mansur, Ebu Hanîfe'nin zamanın kadısını sürekli tenkidlerini göz önüne alarak, ona kadılık vazifesini teklif etmiştir. Esasen kurnaz bir halife olan el-Mansur, bilginlere doğrudan doğruya din ve dünyaya ait görüşlerinden ötü¬rü baskıda bulunmazdı. Bu sebepten Ebu Hanîfe'nin tenkidlerini ona kadılık teklif etmek için istismar etmeye kalkıştı. Oysa Ebu Hanî¬fe'nin bu vazifeyi kabul etmiyeceğini biliyordu. Fakat onu, bu yüz¬den cezalanduırsa haklı görüneceğim umuyordu.
Ebu Hanîfe'ye nihayet kadılık vazifesini teklif etti. O da şu ce¬vabı verdi: «Kadı olabilecek bir insan, gerekince hem senin, hem de çocuklarınla kumandanlarının aleyhine hüküm verecek bir ruha salıip olmalıdır. Ben ise, böyle bir ruha sahip değİlim.» Bunun üze¬rine Halife; «Benim gösterdiğim yakınlığı niçin kabul etmiyorsun?» dedi. Büyük takva sahibi îmam da; «Emiru'l-Mü'minin, bana kendi malı ile bir yakınlık göstermedi ki onu reddetmiş olayım. O, bana ancak müslümanlarm Beytu'l-Malından bir yakınlık gösterdi. Hal¬buki benim onların Beytu'l-Mahnda bir hakkım yoktur. Çünkü ben, mücâhid değİlim ki yaptığım cihad karşılığında bir şey alayım. Ben,onların hizmetçileri de değilim ki, hizmetçiler gibi bir şey alayım. Keza ben, onların fakirlerinden de değilim ki, fakirlerin aldığı şey¬leri alayım», dedi. [30]
Kadılık teklifi nekadar tekrarlandıysa, Ebu Hanîfe'nin bunu reddedişi de o kadar tekrarlandı. Sonunda sabrı tükenen el-Man¬sur, bu vazifeyi kabul etmesi için yemin aldı. Ebu Hanîfe de kabul etmiyeceğine dair yemin aldı. Ve şöyle dedi: «Eğer ben, bu vazife¬yi kabul etmediğim takdirde Fırat nehrinde boğulmakla tehdid edilsem, boğulmayı tercih ederim. Senin etrafında'ikrama muhtaç olanların çoktur!»
Buna rağmen Halife el-Mansur, İmam A'zam'a kadılık teklifin¬den vazgeçmedi. Ondan, hiç olmazsa, doğru olanlarım yerine getir¬mesi, yanlış olanlarını da tatbik etmekten sakınması için kazâî hü¬kümlerini inceleyip isabetli olup olmadığını kendisine bildirmesini istedi. Fakat o, bunu da reddetti. Bunun üzerine Halife, Ebu Hanîfe'yi hapsettirip ona her gün on kırbaç vurdurmak suretiyle işken¬ce edilmesini buyurdu. Ebu Hanîfe'nin sıhhi durumu kötüleşince el-Mansur onu serbest bırakmış, fakat ders ve fetva vermekten menetmiştir. îmanr A'zam Ebu Hanîfe, bundan kısa bir zaman sonra ha¬yata gözlerini yummuştur. O, ölmeden önce, gasbedilmiş veya Ha¬lifenin gasbettiği ileri sürülen bir yere defnedilmemesini vasiyet et¬miştir. Bunun içindir ki Halife el-Mansur; «Ebu Hanîfe'nin nezdinde sağken de öldükten sonra da beni kim mazur gösterir?» de¬miştir.
İmam Ebu Hanîfe, 150 H. yılında sıddiklar ve şehidler gibi öl¬müştür. Fakat ölüm; o büyük kalb, sapsağlam dînî vicdan, kudret¬li akıl ve her türlü işkenceye katlanan sabırlı ruh için bir rahatlık olmuştur. Ebu Hanîfe, görüşlerinden dolayı muarızlarından işkence gördü, türlü dedikodulara hedef oldu. Fakat, bunların* hepsine gönülhoşluğu ile katlandı. Sefihlerden eziyet gördü. Valilerden, daha sonra halifelerden işkence gördü. Fakat hiçbir zaman eğilmedi ve hakikati söylemekten çekinmedi. Eğer ruhların da bir cihadı ve,bu cihadın yapıldığı meydanlar varsa, şüphesiz Ebu Hanîfe bu türlü cihad alanlarının en büyük ve muzaffer kahramanıdır. O, cihadında son nefesine kadar metanet gösteren bir yiğit idi. Ölürken bile gasbedilmemiş temiz bir yere defnedilmesini ve halife tarafından gasbedilmiş olma ihtimali bulunan bir yere defnedilmemesini vasi¬yet etmiştir.
İlim, dîn ve ahlâkın heybet ve tesiri, sultan ve hükümdarların azametinden daha az değildir. Bunun içindeki bütün Bağdad hal¬kı, Irak'ın büyük fakihi îmam A'zam'ın cenaze törenine katılmıştır. Onun cenaze namazını kılanların sayısının ellibin kadar olduğu teh-min edilmektedir. Hattâ; ona işkence eden Halife el-Mansur da def¬nedildikten sonra gelmiş ve kabri üzerinde cenaze namazını kılmış¬tır Bilmiyoruz bu, Halifenin İlim, din, ahlâk ve takvanın azametini İtiraf edişinden mi, yoksa halkı memnun etmek isteyişinden midir? Belki o bu her iki hususu da birlikte gözetmiştir.
Ebu Hanîfe, gerçekten büyük bir insandı. Ona işkence edenler, sadece ettikleri zulüm, işledikleri fenalıklar ve akıttıkları insan kan¬lan sebebiyle anılmaktadır. O ise, dünyanın dört bucağında okutu¬lup öğretilen görümleri ve nice insanların müzakate edip öğrenmekle şeref kazandığı ilmi ile anılmaktadır. Allah, ondan razı olsun, hem de onu razı etsin!.. [31]


[26] İbnul-Esir, el'Kâmil, c. V. 122, 125 ve 130 yıllarına ait olaylar kısmı.
[27] el-Mekkî, Menâkıbu Ebî Hanîfe, c. I, s. 23, 24.
[28] İbnul-Bezzâzî, Menâkıbu Ebî Hanîfe, c. II, s. 22.
[29] Adı geçen eser, c. II, s. 17.
[30] el-Mekkî, Menâkıbu Ebî Hanîfe, c. I, s. 215.
[31] İslam’da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/229-237.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
İmamı Azamın Siyâsî Tutumu
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
buharalıbilvanisli.com :: Mezheplerimiz Ve Fıkıh Kaynakları :: Hanefi Mezhebi-
Buraya geçin: