buharalıbilvanisli.com

Sofilerin Buluşma Noktası Buhara
 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
buharalıbilvanisli.com Son Konular
KonuYazanGönderme Tarihi
Salı Şub. 08, 2011 11:13 am
Cuma Ocak 28, 2011 9:56 am
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:43 pm
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:41 pm
Çarş. Ocak 05, 2011 8:01 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:57 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:40 am
Salı Ocak 04, 2011 6:58 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 9:37 am
Ptsi Ocak 03, 2011 7:15 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 7:02 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:55 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:43 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:27 pm
Perş. Ara. 30, 2010 10:23 am
Perş. Ara. 30, 2010 8:27 am
Paz Ara. 26, 2010 2:53 pm
Paz Ara. 26, 2010 2:43 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:11 pm
Cuma Ara. 24, 2010 1:34 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:50 am
Perş. Ara. 23, 2010 1:19 pm
Perş. Ara. 23, 2010 8:12 am

Paylaş | 
 

 İmam Mâlikin Fıkıh Ve Hadîsi

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
gespenst

avatar

Mesaj Sayısı : 588
Kayıt tarihi : 24/06/10
Nerden : ANKARA

MesajKonu: İmam Mâlikin Fıkıh Ve Hadîsi   Paz Haz. 27, 2010 10:29 am

İmam Mâlikin Fıkıh Ve Hadîsi

Yukarıda da söylediğimiz gibi İmam Mâlik hem muhaddis, hem de fakih idi. O, hadîs rivayet ettiği râvîleri iyice süzgeçten geçirir¬di. Belki de O, rivayeti'esaslı şekilde bir disipline bağlayan ilk muhaddistir. Kendisinden sonra gelen talebesi îmanı Şafiî, bu işe son derecede önem vermiştir. îmam Mâlik'in Peygamber (S.A.)'den yap¬tığı rivayet, rivayetlerin en sağlamı ve altın halkaları sayılır. Buhârî; «En sağlam rivayet İmam Mâlik'in Nâfi' vasıtasıyla Abdullah b! Ömer'den yaptığı rivayetlerdir.» demiştir.
îmam Mâlik'in hadîsteki yerini, ilk hadîs mecmuası sayılan «el-Muvatta'» adlı kitabından söz ederken anlatalım. Şimdi burada onun fıkhını ele alalım...
Bütün âlimler, İmam Mâlik'in büyük bir fakîh olduğunu kabul ederler. Ayrıca îbni Kuteybe, onun ayiıı zamanda ve'ye dayanan fakîhlerden olduğunu söyler. Bâzı âlimler, Yahya b. Said'de.n sonra re'ye dayanan fakîh kimdir? diye sormuşlar ve; İmam Mâlik'tir, ce¬vabını almışlardır. İmam Mâlik'in fıkhı istinbat sahasında kendine has bir metodu vardı. Fakat, rivayet konusundaki bâzı metodlannı yazdığı halde, istinbat metodunu yazmamıştır. . Bununla beraber, onun bir kısım ifadelerinden bu metodunun anahatlan belli olmak¬tadır. Yani kendisinden intikal eden fer'î fıkıh meselelerinden, onun istinbat metodunu çıkarmak mümkündür. Nitekim Mâliki Mezhe¬binin fakîhleri, bu işi yapmışlar ve İmam Mâlik'in, fıkhını bina et¬tiği metod ve prensiplerini kitap halinde toplamışlardır.
Kıd Iyaz: «el-Medârik» te İmam Mâlik'in istinbat konusundaki metod ve dayandığı esasları anlatır. Ayrıca Mâliki fahîklerinden Râşid b. Ebî Râşid de, «el-Behce» de bunları anlatmıştır.
Bu iki bilgin ile diğerlerinin anlattıklarını özetliyecek olursak şöyle diyebiliriz: Hicret Yurdu'nun îmamı olan Mâlik, önce Allah'ın kitabına sarılırdı. Kitapta bir nass bulamazsa sünnete yönelirdi. Ona göre Peygamber'in hadîsleri, sahâbilerin fetva ve hükümleri ile Me-dinelilerin ameli sünnete dâhildir. Sünnetten sonra bütün çeşitleriyle Kıyas gelir. Kıyas, hüküm bakımından hakkında nass bulun¬mayan bir meseleyi, hükme esas teşkil eden ve aralarında müşte¬rek olan bir illet sebebiyle hakkında nass bulunan bir meseleye bağ¬lamaktır. Kıyasla birlikte maslahat, seddü'z-zerayi', örf ve âdetler yer alır.
Bu esasları ayrı ayrı kısaca görelim: [63]

Kitab

İmam Mâlik, Kitab (Kur'ân)'ı bütün delillerin üstüne kor. Çün¬kü Kitab, bu şeriatın aslı ve anayasasıdır. Kitabın içine aldığı hü¬kümler kıyamete kadar bâki'dir. İmam Mâlik, Kitab'ı Sünnet ve di¬ğer delillerin başına kor... Dolayısıyla İmam Mâlik, Kitab'ın te'vil kabul etmeyen sarih nassına sarılır. Eğer bizzat şeriat'ta nassın te'vil edilmesini gerektiren bir delil bulunmuyorsa, nassın te'vil kabul eden zahirini de olduğu gibi alır. O, mefhum-ı muvâfakat'a göre de hare¬ket eder. Mefhum-ı muvafakat ise, sözün ihtiva ettiği ma'nâya uy¬gun düşen hükümdür ki, buna fahvây-i kelâm denir. Şöyle ki: Her¬hangi bir hüküm üzerinde Kur'an'm bir nassı bulunur ve aklî bir gayret göstermeksizin doğrudan doğruya bu nass'ın ifade ettiği hü¬kümden daha ağır bir hüküm çıkarılabilir. Meselâ yetim mallan ve bu malları yiyenler hakkında Kur'an'da şöyle buyurulmuştur: «Ye¬timlerin mallarını haksız olarak yiyenler, karınlarına ancak ateş yemiş olurlar. Onlar çılgın bir ateşe gireceklerdir.» [64]
Bu nass'dan, yetim mallarının boş yere saçılıp savrulmasının ve bu malları korumada kusur edilmesinin yasaklanmış olması hük¬münü kolayca çıkarabiliriz.
İmam Mâlik, mefhum-i muhâlefet'i de alır. Bu da, nass'ın bir vasıf veya benzeri bir şeyle mukayyet olarak hüküm ifade etmesi¬dir. Nass'daki vasıf veya kayıt bulunmadığı takdirde hükmün aksi anlaşılır. Meselâ; «Sâime'de zekât vardır.» hadîs-i şerifi böyledir. Çünkü bu nass'dan anlaşıldığına göre-safine olan devenin —ki bu, umumî otlaklarda yayılan hayvandır— zekâtı verilecektir. Bunun mefhum-i muhalefetine göre içeride yemlenen deve için zekât veril¬mez. Gerçi İmam Mâlik, içeride yemlenen deve (ma'lûfe) ye zekât düştüğünü başka delillerle isbatlamıştır.
O, hükmün illetine yapılan «tenhih» ile de amel ederdi. Meselâ; Kur'ân’ı Kerîm'de: «De ki: Bana vahyolunanlar arasında bir kimse¬nin yiyeceği içinde haram edilmiş bir şey bulamıyorum. Yalnız ölü, veya dökülen kan veya domUz eti —ki bu şüphesiz bir murdardır— veya Allah'dan başkasının adına boğazlanmış olan hayvan müstes¬nadır.» [65] buyurulmaktadır. Bu âyetten anlaşıldığına göre buradaki
şeylerin haram edilmesinin sebebi, pis ve kötü bir yiyecek oluşudur. Bu vasıfları taşıyan benzeri şeyler de haramdır.
İmam Mâlik, sarih bir nass olsun, işaret olsun, tenbih olsun, mefhum olsun Kitap'tan anlaşılan şeylerin hepsini 1 delil olarak alır. O, Kitab'ı, Hadîs ve diğer delillerin başına kor, bâzı hadîsi senediy¬le rivayet eder, sonra da Allah'ın Kitabı'na muhalif ise reddederdi. Meselâ; «Köpek, birinin kabına batarsa o bunu, biri temiz toprakla olmak şartıyla, yedi kere yıkasın.» hadîsini rivayet etmiş, sonra bu hadîs'e göre amel etmemiştir. Çünkü onu sahih ve sabit saymamış¬tır. Zira Kur'an-ı Kerîm şu âyetiyle köpeğin avladığı hayvanın yenil¬mesini mubah kılmıştır: «Kendilerine hangi şeylerin helâl edildiği¬ni sana sorarlar. De ki: Bütün iyi ve temiz rızıklar size helâl kılın¬mıştır. Allah'ın size öğrettiğinden öğretip yetiştirdiğiniz avcı köpek¬lerin size tutuverdiklerinden de yeyin ve üzerine besmele çekin.» [66].
îmam Mâlik, köpek necis ise avı nasıl mubah oluyor? diye iti¬razda bulunmuştur. O, çocuğun vekâlet almaksızın babası veya an¬nesi adına haccetmesini caiz kılan haberi de kabul etmemiştir. Çün¬kü Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulmaktadır; «Gerçekten insan için kendi çalıştığından başka bir şey yoktur. Hakîkaten çalıştığı ileride görülecek, sonra ona, tam bir mükâfat [67]verilecektir. [68]

Sünnet

Sünnet, Kitap'tan sonra gelir ve ikinci mertebede yer alır. İmam Mâlik, mütevâtir olan sünneti delil olarak kabul eder. Mütetâtir sünnet ise, yalan üzerinde birleşmesi imkânsız olan bir topluluğun ittifakla rivayet ettiği ve bu rivayet-senedini Peygamber (S.A.)'e ka¬dar ulaştırdığı hadîstir. İmam Mâlik, meşhur sünneti de kabul eder. Meşhur sünnet de; Peygamber'den bir, iki veya daha çok sahâbînin rivayet ettiği ve tevatür derecesine ulaşmayan hadîstir. Bu hadîsi, daha sonra, yalan üzerinde birleşmeleri mümkün olmayan birçok sahâbî rivayet etmiştir. Yahut da, bir veya daha çok tâbiî'nin riva¬yet ettiği ve daha sonra yalan üzerinde ittifak etmiyeceklerinden emin olunan birçok tabiîn'in rivayet ettiği hadislere «meşhur hadîsler» denir. Bu hadîslerin, tabiîler veya teba-i tabiin devrinde meş¬hur olması şarttır. Daha sonraki devirlerde meşhur olmak bir şey ifade etmez. Meşhur hadîsler, istidlal bakımından mütevâtir hadîs¬lere yakındır.
îmam Mâlik, âhâd haberleri de kabul eder. Âhâd hadîsler, ta¬biîler ve teba-i tabiîn devirlerinde mütevâtir veya meşhur olmayan hadislerdir. O, Medînelilerin amelini bu âhâd haberlere tercih eder. Kendi mezhebine mensup olan bâzı fakihlerm istinbatma göre İmam Mâlik, kıyası da bu haberlere tercih ederdi. Bu hususu ileride açık¬layacağız. Kadı İyaz ve «el-Mukaddemâtu'l-Mümehhedât»da Büyük İbni Rüşd [69], İmam Mâlik'in kıyası âhad haberlere tercihi konusun¬da iki türlü rivayet zikrederler: O, bir rivayete göre, âhad haberi kıyasa, başka bir rivayete göre de, kıyası âhad habere tercih ederdi.
îmam Mâlik'den birtakım meseleler rivayet edilmiştir ki o, bu meselelerde rivayet ettiği âhad haberleri re'y ile terketmiştir. Me¬selâ; Abdullah b. Ömer'den rivayet ettiği alım-satımdaki meclis muhayyerliğini ifade eden hadîsi reddetmiştir. Bu hadîs şudur: «Alı¬cı ve satıcı, birbirinden ayrılmadıkça muhayyerdirler.» Yani alici ve satıcı birbirinden ayrılmadıkça yaptıkları akdi feshetme hakları vardır. İmam Mâlik bu hadîsi; «Elimizde bu hususta belli bir smır ve tarif yoktur.» diyerek reddetmiş ve akidden sonra feshetme hak¬kım iptal etmiştir. Çünkü meclisin (akit yapma oturumunun) müd¬deti belli değildir.
İmam Mâlik, taksim edilmeden önce ganimet olarak alman de¬ve veya koyun eti pişirilmiş olan tencereleri Uz. Peygamber'in ters çevirdiği haberini de reddetmiştir. Rivayete göre Peygamber (S.A.), taksimden önce ganimet hayvanlarının eti pişirilen tencereleri ters çevirmiş ve eti toprakta yuvarlamıştır. İmam Mâlik, bu haberin Peygamber'e nisbetini inkâr etmiştir. Çünkü tencereleri ters çevirip içindeki eti toprakta yuvarlamak, lüzumsUz yere maslahata aykırı ve zararlı bir davranıştır. Zira Peygamber'in vazifesi menetmektir. Bundan fazlasını yapmak onu ilgilendirmez.
İmam Mâlik, Peygamber (S.A.)'den vârid olan ve Ramazan Bay¬ramının ikinci gününden itibaren başlayan altı günlük Şevval orucu hakkındaki haberi de kabul etmemiştir. Çünkü bu haber, Ramazan orucunu artırmaya sebep olmaktadır.
Böyle birçok fürû' meselelerinde İmam Mâlik, maslahat veya kıyası tercih ederek, âhâd haberleri reddetmektedir. Yâni İmam Mâ¬lik, istinbat. ile elde edilmiş de olsa, herkesçe bilinen bir nass (asi)'a aykırı düşen âhâd haberleri bırakır ve bunların Hz. Peygamber'e nisbetini reddederdi. Ancak böyle haberleri, kesin olan başka bir nass (asi) desteklerse kabul ederdi.
Bu açıklamalarımızdan anlaşılacağı üzere İmam Mâlik, yalnız hadis taraftan bir fakîh değil, aynı zamanda re'ye de değer veren bir fakîhtir. Gerçi O, talebesi Şafiî'nin deyişi ile hadîste «Işık saçan büyük bir yıldız» idi. Allah, ikisinden de razı olsun. [70]

Medînelîlerin Amelî

Ancak Peygamber'den nakledildiği düşünülebilen Medînelilerin amelini, îmam Mâlik hüccet sayardı. Hocası Rabîa b. (Ebî) Abdirrahman gibi o da; «Bin kişinin bin kişiden rivayeti, tek kişinin tek kişiden rivayetinden daha üstündür.» derdi. Bu itibarla O, re'ye da¬yanan Medînelilerin amelini âhâd haberlere tercih eder, Medînelile¬rin amelini delil olarak tanımayan ve onlara muhalefet eden her fa-kihi kınardı. îmam Mâlik, Leys b. Sa'd'e yazdıığ risalesinde bu hu¬susu şöyle anlatır:
«Bana gelen haberlere göre sen, bizim bulunduğumUz bu mem¬leketteki cemaatın bağlı olduuğ şeylere aykırı olarak halka çeşitli fetvalar veriyormuşsun. Sen emanet ve fazilet ehli oluşuna, sen¬den öncekilerin sana olan ihtiyacına ve senin söylediklerine itimat, etmelerine rağmen— nefsini tehlikeye atmaktan korkmalısın. Ve uyduğun takdirde seni kurtuluşa götürecek olan şeylere bağlı kal¬malısın. Çünkü Kur'an'da Allah şöyle buyurmuştur: «...O halde sö¬zü dinleyip en güzeline uyan kullarımı mü)dele!» [71]. Zîra insanlar, Kur'an'ın nazil olduğu Medine ahâlisine tabidirler.»
Medînelilerin ameli, îmam Mâlik'den önce de revaçta idi. Hattâ kadılar, Medînelilerin amelini Peygamber (S.A.V.)'den nakledilmiş olarak kabul ederlerdi. Rivayete göre, Kadı Muhammed b. Ebî Bekr'e verdiği bir hüküm dolayısıyla şöyle denilmiştir: «Bu hususta şöyle bir hadîs yok mudur?» O; «Evet, vardır.» demiştir. Kendisine; «O hal¬de niçin buna göre hükmetmiyorsun?» denildiğinde; «İnsanlar, bu hadîs karşısında nasıl davranmışlardır?» diye cevap vermiştir. Ya¬ni Medine'deki sâlih kimseler, bu hadîs üzerinde ittifak etmemiş¬lerdir. Dolayısiyle O, Medînelilerin amelini, Uz. Peygamber'den nakledilmiş olması itibariyle daha kuvvetli görmüş ve nisbeten zayıf olan bir haberi ondan kuvvetli olan bir amel ile reddetmiştir. [72]

Sahâbî'nin Fetvası

İmam Mâlik, sahâbinin fetvasını, amel edilmesi vacip olan bir hadis olarak kabul ederdi. Bunun içindir ki O, haccm bir kısım ve¬cîbelerini yerine getirirken, bâzı sahâbîlerin fetvalarına göre amel edip Peygamber (S.A.V)'den bu hususta rivayet edilen bir ameli terketmiştir. Çünkü bu sahâbîlerin, hac sırasında Peygamber'in em¬ri olmaksızın herhangi bir fiili yapması imkânsızdır. Zira hac ile il¬gili ibâdetler nakle dayanır ve başka türlü bilinemez. İşte îmam Şa¬fiî, bu gibi konularda hocası İmam Mâlik'i tenkit etmiş ve hocasının asl'ı fer'i mevkiine, fer'i.de asi mevkiine koyduğunu söylemiştir... Çünkü, Peygamber (S.A.V.)'in sözü asl'dir, sahâbinin sözü ise, ona dayanan feri'dir. Öyleyse feri' nasıl olur da asi üzerine tercih edi¬lir?
Lâkin îmam Mâlik, sahâbinin sözünü, ancak nakil ile bilinebi¬lecek olan bir meselede delil olarak alırdı. Buradaki çatışma iki asi arasındadır, asi ile feri' arasında değildir. O halde, îmam Mâlik, iki asl'dan hangisi kuvvetli ise onu tercih ederek, İslâm'ın umumî hü¬kümlerine uygunluk bakımından en kuvvetli olanı alıp ikincisini reddetmiş ve onun Peygamber (S.A.V.)'e nisbetini sabit saymamış¬tır.
Rivayet edildiğine göre İmam Mâlik, büyük tabiîlerin fetvaları¬nı da delil olarak alırdı. Fakat bunları, sahâbîlerin sözlerinin dere¬cesinde görmezdi. Tabiatıyla, tabiîlerin fetvalarını da Peygamber'e nisbet edilen hadîslerin derecesinde görmezdi. Ancak, tabiîlerin fet¬vası üzerinde Medînelilerin icma'ı hâsıl olmuşsa, İmam Mâlik bu fetvayı delil sayardı. [73]

Kıyas, Îstihsan Ve Masâlîh-Î Mürsele

îmam Mâlik, kıyas'ı kabul ederdi. Ona göre kıyas sözü, kıyasın ıstılahî mânasına şâmildir. O da, hüküm bakımından hakkında nass bulunmayan bir meseleyi, hükme esas teşkil eden ve aralarındaki ortak bir illet sebebiyle, hakkında nass bulunan meselenin hük¬müne bağlamaktır.
İstihsan: Cüz'î maslahatın hükmünü, kıyasın hükmüne tercih etmektir. Kıyasa göre hakkında nass bulunmayan meselenin hük¬münü, hakkında nass bulunan bir meselenin hükmüne bağlamak gerektiği halde, cüz'î maslahat bunun aksini icap ettirmektedir. İşte İmam Mâlik, bu maslahata göre hükmetmekte ve buna «îstihsan» adını vermektedir. Bu, istihsanm ıstılahî mânâsıdır. Fakat İmam Mâ¬lik, istihsanı bütün maslahatları içine alacak şekilde tamim etmiş¬tir.Ona göre istihsan, nass bulunmayan yerde maslahatın hükmüne uymaktır. İsterse bu konuda kıyas bulunsun, isterse bulunmasın. Öyle anlaşılıyor ki îmam Mâlik'in istihsan tâbiri, hem ıstılahi mâ¬nada istihsanı, hem de masâlih-i mürseleyi içerisine almaktadır.
Masâlih-i mürsele [74]: Hakkında müsbet veya menfî özel bir delil bulunmayan maslahatlardır. Dolayısıyla herhangi bir nass bu¬lunmazsa bu maslahatlara göre hareket edilir. Ancak burada güçlü¬ğün kldırılması, nazarı dikkte alman maslahatların îslâmiyetin mu¬teber saydığı maslahatlardan olması şarttır.
îmam Mâlik, maslahatlara göre hareket etmeyi, biraz önce işa¬ret ettiğimiz gibi, istihsan sayardı. Ve: «İstihsan ilmin onda dokuzu¬dur» derdi. Nass bulunmazsa kıyasa göre hareket etmek, bazan sı¬kışık bir durum meydana getirir. Bunun içindir ki İbni Vehb; «Kı¬yasa fazla dalan hemen hemen sünnetten ayrılmış olur.» demiştir.
Hulâsa, İmam Mâlik, herhangi bir Kur'an veya Hadis nassı bu¬lunmazsa maslahatın hükmüne uyardı. Çünkü şeriat, saddce insan¬ların maslahatlarını temin için gelmiştir. Şer'î her nass, şüphesiz bir maslahatı ihtiva eder. Nass bulunmazsa Allah'ın şeriatının amaçlarına uygun olan hakiki maslahata göre hareket edilir. Şâtıbî, bu hu¬susta şöyle der:
«îmam Mâlik, masâlih-i mürseleye göre hüküm verirken şeria¬tın amaçlarına riayet ederek, maslahatın mânâsını derinlemesine kavrayan bir kimse olarak hareket etmiş, şeriatın amaçlarının dı¬şına çıkmadığı gibi, onun herhangi bir esasına da aykırı davranma¬mıştır... Fakat, çoğu zaman âlimler, onun masâlih-i mürsele anla-yaşını tenkit etmiş ve onun daha ileri giderek teşri' (yasama) kapısı¬nı açtığını sanmışlardır... Heyhat!. Rahmetli, bundan ne kadar Uzak¬tır. Hattâ fıkıhta öncekilere uymaya razı olan odur. O derecede ki, bâzıları, onun kendisinden öncekileri taklit ettiğini sanmıştır. Lâ¬kin O, Allah'ın dîninde basiret sahibi [75]idi. [76]

Seddü'z-Zerâyi'

Seddü'z-zerâyi', İmam Mâlik'e göre aslî bir delil teşkil eder. On¬dan rivayet edilen birçok fürû' meselelerinde bunun esas teşkil et¬tiği görülür. Bu prensibe göre, harama götüren şey haramdır, helâ-la götüren şey helâldir. Maslahata götüren şey de matluptur. Mef-sedet (zarar) 'e götüren şey ise haramdır. Mefsedet'e sebep olan şey¬ler dörde ayrılır.
1 — Kesin olarak mefsedet'e götüren şey; meselâ, içeri giren kimsenin düşmesine sebep olacak şekilde kapının arkasına kuyu kazmak böyledir.
2 — Ekseriya mefsedet'e götüren ve bu hususta galip zan hâsıl olan [77] şey; üzümü, şarap yapan kimseye satmak gibi.
3 — Nâdir olarak mefsedet'e sürükleyen şey; kimseye zararı olmayan bir yerde kuyu kazmak gibi.
Birinci ve ikinci kısma giren şeyler, İmam Mâlik'e göre kesin olarak haramdır. Üçüncü kısma girenler ise, haram değildir. Çün¬kü, nâdir şeyler üzerine hükümler bina edilmez.
4 — Ekseriya mefsedet'e sebep olan, fakat bu hususta galip zan hâsıl olmayan şey; veresiye satış böyledir. Çünkü bu türlü satışlar, bazan faize sebep olmakta ve bâzı kimseler de bu yola başvurmak¬tadırlar. Burada iki husus birbiriyle çatışmaktadır. Biri esas olan izin hususu ki, buna göre veresiye satış helâldir. Diğeri de faize se¬bep olan husus ki, buna göre de veresiye satış haramdır. Bu itibar¬la Mâlîkîler, veresiye satışın sahih olduğunu kabul ederler. Yani fa¬iz maksadının bulunup bulunmadığını satıcının niyetine bırakırlar. Eğer satıcı faiz kastediyorsa gönahkâr olur ve cezası Allah'a aittir. Faiz kasdetmiyorsa günah işlemiş olmaz.
îşte îmam Mâlik, îslâmî hükümler için geniş bir kapı açmış ve buna göre birçok meseleleri çözmüştür. Bu yüzden onun mezhebi çok verimli olmuş ve fıkhı, şeriatın esaslarıyla insanların maslahat¬larını birbirine bağlayan maslahatı koruyucu bir renk [78]kazanmıştır. [79]
[63] İslam’da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/293-294.
[64] Nisa' Sûresi, 10.
[65] En'am Sûresi, 145.
[66] Mâide Sûresi, 4.
[67] Necm Sûresi, 39-41.
[68] İslam’da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/294-295.
[69] Bu zat, Ebu'l-Velid İbni Rüşd el-Kebir (450-520 H./1058-1126 M.) olup ünlü İslâm filozofu İbni Rüşd el-Hafîd (1126-1198) M.)'in dedesidir.Çeviren.
[70] İslam’da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/295-297.
[71] Zumer Sûresi, 17, 18.
[72] İslam’da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/297-298.
[73] İslam’da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/298.
[74] Buna göre istidlale «Istıslah» denir ve bilhassa Mâliki Mezhebi İle Hanbelî Mezhebinde mühim bir yer işgal eder. Hanefi Mezhebi ile Şafiî Mezhebinde de bu prensibin bir yeri varsa da, talî derecede kalır. Buna mukabil Hanelilerde istihsan, Şâfiilerde de kıyas, MâÜkîlerdeki istıslalım yerini tutar. Çeviren.
[75] Şatıbî, el-İ'tisâm, c. II, s. 311.
[76] İslam’da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/298-299.
[77] Büyük bir ihtimalle, zarara veya kötülüğe sebep olduğu tahmin edilen. Çeviren.
[78] İmam Mâlikin istinbat konusunda dayandığı başka deliller de vardır. Bunlardan biri «İstishab»dır. Bu da; bir şeyin değiştirilmesini icabetti-ren müsbet veya menfî bir delil yoksa o şeyin eski hali üzere devam etmesidir.
İşte İmam Mâlik'in, îmam Ebu Hanîfe'ye muhalefet ettiği noktalardan biri de budur. Gerçi Hanefîlere göre de «Berâet-i asliyye» esastır. Fakat istisbab her hususta bir hüccet değildir. Çeviren.
[79] İslam’da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/300.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
İmam Mâlikin Fıkıh Ve Hadîsi
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
buharalıbilvanisli.com :: Mezheplerimiz Ve Fıkıh Kaynakları :: Hanefi Mezhebi :: Şafii Mezhebi :: Maliki Mezhebi-
Buraya geçin: