buharalıbilvanisli.com

Sofilerin Buluşma Noktası Buhara
 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
buharalıbilvanisli.com Son Konular
KonuYazanGönderme Tarihi
Salı Şub. 08, 2011 11:13 am
Cuma Ocak 28, 2011 9:56 am
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:43 pm
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:41 pm
Çarş. Ocak 05, 2011 8:01 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:57 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:40 am
Salı Ocak 04, 2011 6:58 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 9:37 am
Ptsi Ocak 03, 2011 7:15 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 7:02 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:55 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:43 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:27 pm
Perş. Ara. 30, 2010 10:23 am
Perş. Ara. 30, 2010 8:27 am
Paz Ara. 26, 2010 2:53 pm
Paz Ara. 26, 2010 2:43 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:11 pm
Cuma Ara. 24, 2010 1:34 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:50 am
Perş. Ara. 23, 2010 1:19 pm
Perş. Ara. 23, 2010 8:12 am
Similar topics

Paylaş | 
 

 Ömer Nesefi Akaid ders-4 İnsanı Küfre Götüren Haller

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
haydarı kerrar

avatar

Mesaj Sayısı : 355
Kayıt tarihi : 02/07/10
Nerden : ANKARA

MesajKonu: Ömer Nesefi Akaid ders-4 İnsanı Küfre Götüren Haller   Cuma Ekim 01, 2010 3:09 pm

İNSANI KÜFRE GÖTÜREN HALLER

İnsanı Küfre Götüren Haller

Meşhur alim Ömer Nesefî (Rh. A.), «Akaîd» risalesinde insanı küfre götüren hallerden yedi tanesini zikretmiştir:
1 — Naslar (Kitap ve Sünnet'-in hükümleri), zahirleri üzerine hamlolunurlar. Bunların zahirlerin¬den vazgeçip, batın ehlinin İddia et¬tiği mânâlara sapmak, İslâm'dan çıkıp küfürle vasıflanmak demek¬tir.»
«Knr'an ve Sünnet'İn mânâsı gizlidir. Bu giz¬li mânâyı ancak Üstad bilir» demek yanlıştır, sapıklıktır.
2 — Nasları reddetmek, küfürdûr.
Yani kitap ve sünnetin hükümlerini yalanla¬mak küfürdür.
3 — İster büyük, ister küçük olsun; (haram ve) günahı helâl say¬mak, küfürdür.
4 — Şeriat İle alay etmek, kü¬fürdür.
Çünkü bu hal tekzip alâmstidlr.
5 — Allahü Teâlâ'nın Tahinetinden ümit kesmek, küfürdür.»
Çünkü Cenâb-ı Hak, bu hususta, şöyle buyu¬rur:
«...Hakikat şudur ki, kâfirler güruhundan başkası Al¬lah'ın rahmetinden ümidini kesmez.» [324]
6 — Allah'ın azabından emin olmak küfürdür.
Zira, Allahü Teâlâ buyurmaktadır ki:
«...Büyük zararı göze alantkâfirllar güruhundan başkası, Allah'ın (kullan hakkındaki azabını) imha! (ve tehir)in-den emin olmaz.» [325]
7 — Gaybdan haber verdiği (iddia edilen adamın) haberini kabul) ile o kâhini tasdik etmek, kü¬fürdür.»
Bu hususta Peygamberimiz şöyle buyurmuş¬lardır:
«Kim, bir kâhine gelir ve onun söylediklerini tasdik ederse; Allah'ın (C.C.), Hz. Muhammed'e (S.A.S.) indirmiş olduklarım inkâr İle küfre girmiş olur.» [326]

YEDİNCİ BÖLÜM

Mİ'RAÇ

Miraç Nedir?

«Allah'ın elçisi Muhammed (S. A.S.)'in, uyanıkken, şahsı ile sema¬ya ve sonra yüce makamlardan AU lah'ın dilediği yere miraca (çıkma¬sı) haktır.
Mi'raç; lügatte, yükseğa çıkmak ve merdiven mânâlarındadır. İslâm ıstılahında ise,. Peygamber Efendimizin yüce makamlara çıkartılmasının vası¬tasıdır. Sonraları, bu vakıanın özel ismi olarak kul¬lanılır olmuştur. Mi'raç, Hicret'ten bir buçuk sene evvel Recep ayınm 27. gecesi vuku bulmuştur.
Konunun daha iyi anlaşılması için; Mi'raçla ilgili bazı terimlerin üzerinde duralım:
İsrâ : Yürümek demektir. Geçişli fiil olduğu için «geceleyin yürüttü» mânâsına gelir.
Mescid-i Haram: Kâbeyi çevreleyen ve Ha-rem-i Şerif denilen mesciddir. Yer yüzünde ilk de¬fa inşa edilen mabet buâur.
Mcscid-i Aksa: Kudüs'deki Beytü'l-Makdis'tir. Kabe'den sonra yar yüzünde yapılan ikinci mabet¬tir. «Aksa» denilmesi, Kabe'ye bir aylık mesafede bulunmasındandır. Mescid-i Aksa, Peygamberle¬rin toplandığı, ilâhi vahiylerin indiği mübarek bir yer olduğu için, Mi'raçta Peygamberimizin yol uğ¬rağı olmuştur.
Beytü'I-Ma'mur: 7. kat gökteki melekler tara¬fından tavaf edilen mabettir.
Sidretü'l-Münteha: Arşın sağında bir ağaçtır ki, ne melek, ne saire, ondan ötesine asla geçe¬mezler.
Refref: Mahiyetini aklımızın kavrayamayacağı bir vasıtadır.
Kabe Kavseyn: îkİ yay miktarı kadar bir me¬safedir. [327]

Miraç Ne Şekilde Vuku Bulmuştur?

Mi'raç hakkında Cenâb-ı Hnk. Kur'an-ı Ke¬riminde şöyle buyurmaktadır:
«Kulunu (Muhammed (S.A.S) bîr gece, Mescİd-i Haram'dan (alıp) Mcscid-i Aksu'ya kadar götüren (Zat-ı ecelîe ve a'lâ her türlü noksan sıfatlardan) münezehtir. (O Mescid-i Aksa ki) biz onun etrafına (feyz ve) bereket verdik (ve bu gece yolculuğunu) ona (o peygambere) âyetlerimizden bazısını gösterelim diye (yaptırdık). Şüphesiz ki O, (her şeyi) hakkıyla işiten, Ihcr şeyi) kemaliyle görendir. [328]
Mi'raç vakıasını Ebu Hüreyre, Ebu Zer, Ebu Said-i Hudrî, Enes b. Malik, Maîik b. Sa'saa, bizzat Rcisulüllah (S.A.V.)'den rivayet etmişlerdir. Bu ri-vayetbr Buharı, Müslim ve Nesai gibi Kütübü Sitte'nin meşhur kitaplarında mevcuttur. Biz, bu değişik rivayetleri birleştirerek nakledeceğiz.
Peygamberimiz (S.A.V.), şöyle buyurmuşlar¬dır,
«Bir gece, balam Ümmühûnî'nin evinde (bir rivavete göre Kabe'de) iken Cebrail (A.S.t geldi. Ey muh¬terem nebi! Yatlığayıcı olan Rab bin huzuruna var¬mak için kalk, melekler seni bekliyor' dedi. Göğsümü göbeğime kadar yardı. Kalbimi çıkarıp, iman dolu bir altın tasta yıkadı. Tekrar yerine koydu. Bundan son¬ra katırdan küçük ve merkepten büyük, beyaz renk¬te Burak isminde bir hayvana bindirildim. Bu hay¬van, her adımını, gözün görebildiği son noktaya atıyordu. Bir anda Mescid-i Aksa'ya geldik Cebrail, Burak'ı, bütün peygamberlerin, hayvanlarını bağla¬dıkları bir halkaya bağladı. Mescidde diğer peygamber¬lerin ruhları temessül etti. Bize selâm verdiler. Ben de selâmlarına karşılık verdim. Cebrail bana, 'Öne geç ve nebilere iki rekât namaz kıldır' dedi. Ben de imam olup namazı kıldırdım. Cebrail bana biri süt, biri şarap dolu iki kap getirdi. Ben sütü içince, 'Ya¬ratılışına uygun olanı seçtin1 dedi.»
Ebu Said-i Hudrî'nin rivayetine göre. Peygam¬ber Efendimiz şöyle devam ettiler :
«Bundan sonra bir Mi'raç (merdiven) getirildi ki, ben ondan güzel bir şey görmedim. O Mi'raç, ölüle¬rinizin, ölürken gözlerini dikdikleri şeydir. Ölülerin ruhları bu merdivenden yukarı çıkar. Cebrail, beni bu merdivenden Hafaza kapısına kadar çıkardı. Yani dünya semasına kadar bir anda geldik. Burada Ceb¬rail, semanın açılmasını istedi ve orada şöyle bir muhavere geçti. İçerden soruldu:
— Sen kimsin?
— Ben Cebrailim.
— Yanındaki kim?
— Muhammed (S.A.S.)
— Ya! O, Resul olarak gönderildi mi?
— Evet,
Hemen kapıyı açtılar ve beni selâmladılar. Bir de ne göreyim. Semayı muhafaza eden İsmail İs¬minde müvekkel büyük bir meiek, yanında yetmiş bin melek ve o meleklerden her birinin yanında da yüz bin melek var.
«Bunlardan ayrılınca; bünyesi, yaratılışından beri hiç değişmemiş bir adamın yanma geldim. Kendi¬sine zürriyctinin ruhları arzcdilince; mü'min ruhu ise 'Ne güzel, ne hoştur!.. Bunun kitabım illîyyin'de ktltn! diyor; kâfir ruhu ise, 'Ne kötü ruh, ne fena ra. ytha!.. Butum kitabım Siccil'dc kılın' diyor.
«...Ya Cebrail, bu kimdir?' diye sorduğumda, 'Baban Adem'dir' diye cevap verdi. O. bana selam verdi ve 'Hoş geldin ey salih nebi, ey salih evlat' diye kar¬şıladı.
«Burada bana cehennem gösterildi. Orada, çeşitli şekillerde azap gören kavimler gürdü.m. Dudakları de¬ve dudağı gibi bir kavim gördüm ki, başlarına bir takım memurlar konmuş, dudaklarını kesiyorlar. Bun¬ların kim olduklarını sorunca Cebrail, yetim malı yi¬yenler olduklarını söyledi. Yine orada cife (pislik) yiyen zînakârlar, kendi etlerini yiyen gıybetçiler, yer¬lerde ve Firavun hanedanının ayakları altında çiğne¬nen faizciler, baş aşağı ayaklarından asılmış, zina eden ve çocuklarını Öldüren kadınlar gördüm.
«Sonra, ikinci semaya çıktık. Orada Yusuf (AS.) ile buluştuk. Yanında, ümmetinden kendisine tâbi olanlar da vardı. Yüzü ondördüncü gecedeki ay gibi idi. Onunla da selâmlaştık.
Peygamber Efendimiz, üçüncü semada iki tey¬zezade Yahya ve İsa (A.S.) ile; dördüncü semada îdris (A.S.) ile, beşinci semada Harun (A.S.) İle ve altıncı semada Hz. Musa ile görüştü. Onların da hepsi, «Hoş geldin ey salîh kardeş, salih nebî» dediler.
Rosulü Ekrem, anlatmaya devam ediyor:
«Daha sonra yedinci semaya geçtik. Orada İbra¬him (A.S.) He buluştum. Sırtını Beytü'l-Ma'mûr'a da¬yamış; beni selâmladı. 'Hoş geldin ey salih nebi!.. Hoş geldin ey salih evlât', dedi. Burada bana denildi ki, 'fşte senin ve ümmetinin mekânı Sonra Beytü't-Ma'-mur'a girdim, içinde namaz kıldım. Bu beyti her gün yetmiş bin melek tavaf eder ve bir daha kıyamete ka¬dar tavaf için bunlara sıra gelmez.»
Peygamber Efendimiz, burayı âyet-i Kerimeyi okudular:
«Rabbinin askerlerinin -(adedini) ancak Rabbîn bilir.» [329]
Peygamberimiz, yedinci semada gördüklerini anlatmaya devam ediyor:
«Burayı gezerken bir ağaç gördüm ki, bir yapra¬ğı bu ümmeti bürür. Ağacın kökünden bir menba akı¬yor ve ikiye ayrılıyordu. Cebraile bunu sorduğumda dedi ki: 'Şu rahmet nehri, şu da Allah (C.C.)'tn sana verdiği Kevser Havızıdır.' Rahmet nehrinde yıkan¬dım. Geçmiş ve gelecek günahlanm affedildi. Sonra, Kevser yolunu tutarak cennete girdim. Orada göz görmedik, kulak işitmedik, beşerin hayal ve hatırına gelemeyecek olan şeyler gördüm.
«Bundan sonra Sidretü'l-Münteha'ya kadar çıktık. Sidre'den yükselince Cebrail durakladı ve 'Ya JM«-hammed, yemin ederim ki, ben buradan bir kartş Me¬riye geçersem yanarım. Benİtn buradan ileriye geçer¬sem yanarım. Benim buradan ileriye geçmeye taka¬tim yoktur' dedi.»
Resulü Ekrem, lâhut âleminin bu en yüksek yerinde refref denilen bir vasıtayla Allah'ın di¬lediği yere geldi. Bir rivayette, Peygamberimiz şöyle buyururlar:
«Sidre'den sonra Öyle bir yere yükseldim ki, kaza ve kaderi yazan kalemlerin çıkardıkları sesleri duy¬dum. Arş'm altına geldiğimde. Arşın üstüne baktım; ne zarıan var. ne mekân, ne de cihet. Rabbimin şu lâ-hutî sesini işittim; «Yaklaş ey Muhammedi Ben de Kabe Kavseyn miktarı yaklaştım. Rabbimin ilhamı ile şunları okudum: 'Ettatıiyyatü liltahi, vessalavatü, vet-tayyibatü' (En güzel tahiyye Allah'a mahsustur. Bede¬nî ve malî ibadetler de O'na lâyık ve mahsustur.) Bunun Özerine Allah (C.C.), şu mukabelede bulundu: «Es-selâmii aleyke eyyiihen-nebiyyii ve rahmetuHahi ve bcrekâtühiV (Ey nebî, selâm sana olsun. Allah'ın rahmeti ve bereketi de sana olsun.) Ben tekrar; 'Es-sclâmü aleynâ ve alâ ibadillahissalihîne. Eşhedü enlâ ilahe illallah ve eşhedü enne muhammedetı abdühu ve resuluhu.' (Selâm bizim ve Allah'ın salih kullarının üzerine olsun. Ben şehadet ederim kî, Allah birdir. Ondan başka ilâh yoktur. Yine şehadel ederim ki,. Muhammed. Allah'ın kulu ve elçisidir.) dedim.»
Resulüllah Efendimiz, Rabbinden birçok va¬hiyler alarak, aynı yollardan geri döndü. Hz. Mu¬sa'nın yanma gelince; Hz. Musa, «Allah sana neler emretti?» diye sordu. Peygamberimiz de, elli vakit namazla emrolunduğunu söyledi. Hz. Musa, «Ya Resulallah, elli vakit namaz, çoktur. Bu, senin üm¬metine ağır gelir, yapamazlar. Rabbine iltica et de hafifletsin.» dedi. Bunun üzerine, Hz. Muhammed tskrar geri dönüp, namazın hafiflemesini diledi. Önce on vakit kaldırdı. Peygamberimiz, Hz. Mu¬sa'nın yanma gelip durumu bildirince; Hz. Musa, bunun da çok olacağını söyledi. Bu minval üzere Peygamberimiz birkaç kere geri dönerek Rabbine-iltica etti. Böylece; namaz beş vakte kadar indi¬rildi. [330]

Miraç Hadisesinin Mekke'deki Akisleri

Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) Mek¬ke'ye döndüğünde, müşahedelerini anlatmaya baş¬layınca, Kureyşliler fitne krizlerine tutulup deli. divane oldular. Kimi, Ebu Bekir'e (R.A.) koşuyor; kimi, ellerini çırpıyor; İmanı zayıf olanlardan irtidat edenler oluyor, bu tabiatüstü mucizeyi bir türlü akıllarına sığdı ram ıyorlardı. Hz. Ebu Bekir gibi iman sahipleri ise, «Evet Mi'raç haktır. Eğer Muhammed (S.A.V.) bunları demişse, doğru söy¬lüyor ve ben bundan daha büyüklerini de kabul ederim» diyorlardı. Hz. Ebu Bekir, Peygamberimi¬zin yanına gelmiş, Mi'racı bizzat kendisinden din¬lemiş; Allah'ın Resulü anlattıkça, «Doğru söylü¬yorsun, ya Resulaliah» diyerek tasdik etmiştir. Peygamberimiz de, «Sen sıddıksm ya Ebâ Bekir» diyerek; ona «Sıddîk» unvanını vermiştir.
Cabir ve Ebu Hüreyra (R.A.) nin, Resulüllah (S.A.V.)'den rivayet ettiklerine göre Peygamberi¬miz bu hususta şöyle buyurmuşlardır:
«Ben, sabahleyin îsra ve Mi'racı anlatınca KureyşÜler beni tekzip etti. Bana, gidip geldiğim yerler¬den ve Mcscid-î Aksa'dan sorular sordular. Halbuki ben Mescid-i Aksa'nm hiç bir özelliğini tesbit etme¬miştim. Bu sebepten müşkil durumda kalıyordum. Allah (C.C.), bana Mcscid-i Aksa "yi gösterdi. Ben de, KureyşIHerİn bütün sorularına cevap verdim. [331]
Sahih rivayetlere göre; Kureyşliler, Mescid-İ Aksa'nm kapı, pencere ve cihet gibi her özelliğini soruyorlar; Peygamberimiz de teker teker cevap veriyordu. Buna da inanmadılar. «Biz sana Şam'¬dan gelmekte olan develerimizi soracağız; bize on¬lardan haber ver» dsdiler. Peygamberimiz şöyle ce¬vap verdi: «Evet, falan kimselerin kervanına rast¬ladım. 'Revha' isimli mevkide idi. Bir deve yitir¬mişler, onu arıyorlardı, yükleri arasında bir su ka¬bı vardı. Susadım, o kabı alıp su içtim ve kabı ye¬rine koydum. Geldiklerinde sorun bakalım, suyu bulabilmişler mi?» O anda kervan, Peygamberimi¬ze gösterildi. O da, kervanın kemiyet ve keyfiyeti¬ne dair haber verdi ve şöyle buyurdu: «İçlerinden *Cemel-İ Evrak* (yani karamtırak beyaz bir deve) önde olarak, falan gün güneşin doğmasıyla bera¬ber gelecekler.» Peygamberimizin haber vermiş ol¬duğu o gün; müşrikler sabahın erken saatlerinde «Seniyye» tepesine doğru çıktılar. Güneş ne za¬man doğacak da Muhammedi (S.A.V.) yalancı çı¬karacağız diye, bekliyorlardı. Derken; içlerinden birisi, «güneş doğdu» diye haykırdı. Tam o sırada bir diğeri de, «İşte kervan geliyor, Önlerinde Ce-mel-i Evrak, tıpkı söylediği gibi» diye bağırdı. Bu ayn bir muciz3 daha olmuştu. Hal böyle iken, müşrikleı yine iman etmediler. «Bu açık bir sihir¬din» dediler. [332]

Resulüllah'ın Mi'raçdaki Binitleri

Kütübü Sitte ve diğer hadis kitaplarında mi'-raç hadislerinin çeşitli rivayetleri vardır. Bu ha¬dislerde Peygamberimizin mi'raç -esnasındaki bi¬nitleri anlatılır. Âlâmî Tefsirinde Âİûsî'nin nakli¬ne göre, Resulüllah'ın mi'raç gecesindeki binitle¬ri beş tanedir.
1. Burak: Mescid-i Haram'dan, Mescld-i Aksa'ya kadar.
2. Mi'raç (Merdiven): Mescid-i Aksa'dan se¬mayı dünyaya kadar.
3. Meleklerin Kanadı: Dünya semasın¬dan yedinci semaya kadar.
4. Cibril: Yedinci semadan, Sidre-İ Münte-ha'ya kadar.
5. Refref: Sidre-İ Münteha'dan, Kabe Kav-seyn'e kadar. [333]

Peygamberimize Miraçda Verilen İhsanlar

Müslim'in rivayetine göre, mi'raçta Resulül-laha üç şey verildi:
a. Her gün, elli vakit sevabına denk, beş vakit namaz.
b. Bakara Sûresinin son âyetleri.
c. Ümmetinden, hiç bir şeyi Allah'a eş koş¬mayanlara cennet.
Bunlardan başka mi'raç hâdisesini anlatan îsra Süresiyle itikad, ahlâk, iktisad gibi cemi¬yet nizamının belkemiği olan, milletlari huzur içinde yaşatıp mihnet, zillet ve buhrandan kurta¬ran şu esaslar vahiy ve tebliğ edilmiştir:
1 — «Allah ile beraber diğer bir Tanrı edinme. Sonra kınanmış ve kendi başına bırakılmış olursun.» [334]
2 — «Rabbin kendinden başkasına kulluk etme¬yin, ana-babaya İyi muamele edin, diye hükmetti.» [335]
3 — «Hısıma, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver.» [336]
4 — «israf ile saçıp savurma! Çünkü, saçıp savu¬ranlar, şeytanların biraderi olmuşlardır. Elini boynu¬na bağlı olarak asma! Onu büsbütün de açıp saçma!
Sonra kınanmış, pişman bir halde oturup kalırsın.» [337]
5 — «Evlâtlarımızı, fakirlik korkusuyla öldürmeyin. Onları da, sizi de, biz rızıklandırırız. Hakikat un¬ları öldürmek büyük bir suçtur. [338]
6 — «binaya yaklaşmayın. Çünkü o, şüphesiz bir hayasızlıktır, kütü bir yoldur.» [339]
7 — «Allah'ın haram kıldığı cana, haklı bir se¬bep olmadıkça kıymayın. Kim mazlum olarak öldü-rtilürse, biz onun velisine (maktulün hakkını talep hu¬susunda) bir salâhiyet vermişizdir. O da, katilde ileri gitmesin Çünkü o, cidden (ve zaten) yardıma mazhar edilmiştir.» [340]
8 — «Yetimin, erginlik çağına erîşînceye kadar, malına yaklaşmayın. Meğer ki bu, en iyi bir suretle ola.» [341]
9 — «Ölçtüğünüz vakit de, ölçeği tam yapın. Bu, hem daha hayırlıdır. Akıbeti İtibariyle de daha gü¬zeldir.» [342]
10 — «Senin İçin hakkında bilgi hasıl olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz, kalp; bunla¬rın her bîri bundan mesuldür.» [343]
11 — «Yerde kibir ve azametle yürüme. Çün¬kü arzı cidden yaramazsın, boyca da asla dağlara ere¬mezsin.» [344]

Miracın Hikmeti

Allah (C.C.), mekân ve zamandan münezzeh ve cismaniyetten beri olduğundan, Hz. Peygamberin (S.A.V.) semalara çıkarılması; (hâşâ) Allah ile bir makam-ı muallâda buluşup şereflenmesi değildir. Böyle bir inanç yanlıştır.
«Ancak, Resulü Ekrem'in böyle bir yüce maka¬ma çıkarılması; mücerret niclekût-İ ilâhiyyeyi temâ-şâ etmek, birtakım hakikat ve sırlara muttali olmak ve kendisine has müstesna bir atıfct-i sübhaniyeye mazhar olmak hikmetine müstenittir.» [345]
Mi'raçla, Resulüllah (S.A.V.) Efendimize bir¬çok şeyler gösterilmiştir. Bunlardan bazıları şun¬lardır.
Burak'a bindirilmesi, Msscid-i Aksa'yı görme¬si, burada enbiyanın temessül etmesi, nebilerin makamlarını görmesi, her biriyle konuşması, Cen¬net ve Cehennem'in ahvaline muttali olması, Sid-re'yi geçip Melekût-i İlâhiye'den nice hayret veri¬ci şeyleri müşahede etmesi. Ve bu mi'raç; hadise¬si ile, imanı sağlam olanlarla imanı zayıf olanlar birbirinden ayırt edilmiştir. [346]
«... (Ve bu gece yolculuğunu) Ona (o pey¬gambere), âyetlerimizden bazısını gösterelim diye (yaptırdık)...» [347] âyetini izah ederken Fahrüd-din Razi, Tefsîr-i Kebir'inde [348] şu hususları serdstmektedir:
1. Cennetin mükâfatları çok büyük, cehenne¬min ateşi ise pek şiddetlidir. Allah (C.C.), dünya¬da iken Resulüne (S.A.V.) bunları gösterdi ki, kı¬yamet günü bunları ilk görüşü olmasın ve kıya¬met günü kalbi cennetin rağbeti, cehennemin dehseti ile meşgul bulunmasın. Ancak kalbi şefaatle meşgul olsun.
2. Resulüllah'm (S.A.V.), mi'raç gecesi pey¬gamberleri ve melekleri müşahedesi, hem kendisi¬nin, hem de onların yükselmelerinin sebebidir.
3. Peygamberimiz, semavatın, Arş ve Kürs'ün ahvalini müşahede edincs, bu âlemin ahvali ve korkuları onun gözünde küçülür. Bu İtibarla, Al¬lah yoluna daveti ve İslâm dâvasına çalışması, kalbinde daha da kuvvetlenir. Allah'ın düşmanla¬rına iltifatı kalmaz. Bütün zorluklara rağmen, ci-hadda sebatı sonsuz olur.
İbnü Atıyye gibi bazı müfessirler ise, bu âyet-İ kerimeyi şöyle tefsir etmişlerdir:
«Mİ'raç, sadece Peygambere âyet ve İbret gös¬termekten ibaret değil; aynı zamanda, peygamberin kendini kâinata bir delil olarak göstermektir.» [349]

Mi'raç Ruh İle Mi, Beden İle Mi Olmuştur?

Mi'racın vukuu hakkında selef ve halef .itti¬fak etmiş oldukları halde, mi'racm keyfiyeti, ya¬ni ne şekilde olduğu hususunda aralarında bazı ihtilâflar mevcuttur.
Seleften Hz. Ayşs ve Hz. Muaviye, tâbiundan Hasanü'l-Basrî ve Muhammed ibnü İshak glhl zat¬lar, mi'racın yalnız ruhanî olduğuna kail olmuş¬lardır. Hz. Ayşe (R.A.), «Muhammed (S.Â.V.)'İn cesedi, mFraç gecesi ayrılır olmadı» diyor. Muavi¬ye (R.A.) de kendisine mi'raç sorulunca, «Salih bir rüyadır» demiştir.
Selef ve halefin ekserisi İle eumhur-u ulema ise, mi'racm «ruh-maal cesed» olduğunu kabul et¬mişler ve bu hususta kuvvetli deliller getirmişler¬dir. Hz. Muaviye'nin sözünü, «Baş gözüyle görüş¬tür»; Hz. Ayşe'nin sözünü de «Ceset ruhtan ayrıl¬madı, beraber mi'raç etti» diye te'vil etmişlerdir.
Gerçi, mi'racm ruh ile olduğuna delâlet eden hadisler vardır. Cesetle olduğuna delâlet eden ha¬disler de vardır ve ikinci şıkkı takviye eden vesi¬kalar daha fazladır. Bu hadisler arasında çelişme (tearuz) bulunmadığını belirtmek için, Fatih Sul¬tan Mehmed'in hocalarından Âlim Hızır Bey, Aka-id manzumesinde şöyle demektedir:
«Mi'raç, birkaç defa vuku bulmuştur. Alimlere göre, bu tekrar sebebiyle, hadisler arasındaki tearuz ortadan kalkar.» [350]
Yani Peygamberimizin mi'racı bir kere değil¬dir. Ruhanî olarak, nice kereler vaki olmuştur. Cismanî olarak İse bir kere vuku bulmuştur ki, El-lsra Süresindeki âyetin delâlet ettiği mi'raç budur. Böylece hadislar arasındaki ihtilâf bertaraf olmuş olur. [351]

Miracın Sübut Delilleri

Mi'racın vukuunu gösteren deliller hususun¬da Hızır Bey, şöyle demektedir:
«Peygamberin mi'racının. beden! İle ve uyanıkken okluğu keyfiyeti âyetle. Meşhur Hadis ve Haber-i Ahad ile sabittir.» [352]
Meşhur âlim Aliyyülkarî ise bu hususta şöy¬le demektedir:
«Mİ'racm Mekke'den Mescid-i Aksa'ya kadarkİ kısmı kitapla sabittir. Bunu inkâr eden kâfir olur. Mescid-i Aksa'dan Sema'ya kadarki kısmı Meşhur Hadislerle sabittir. Bunu inkâr eden kimse bld'atçı olur. Semâ'dan Cennete, Arşa ve maverayı âleme çı¬kış ise Haber-i Ahad İle sabittir. Bunu inkâr eden ise muhtî (hata etmişi olur.» [353]
Allâme-i Sâni Saadeddin Teftazanî isî, şöyle demektedir:
«Resulüllahm mİ'racı, uyanık halinde ve bedeni ile olmuştur. Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya kadar olan kısmı kitapla sabittir. Delili kesindir. Se¬ma'ya kadar mi'raç ise. Meşhurdur. Semâ'dan Arş'a ve diğer yerlere gitmesi ise, Haber-i Ahad ile sabit¬tir.» [354]

_________________
İLİM BİR NOKTA İDİ CAHİLLER ONU ÇOĞALTTI
İNSANLAR VAV GİBİ DOĞAR BİRAZ DOĞRULDUKLARINDA KENDİLERİNİ ELİF ZANNEDERLER
HER ŞEY ELİFLE DÖNÜYOR ELİFE DÖNÜYOR
KORKAKLIKTA AR İLERLEMEKTE ŞEREF VE İTİBAR VAR İNSAN KORKMAKLA KADERDEN KURTULA
MAZ
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
haydarı kerrar

avatar

Mesaj Sayısı : 355
Kayıt tarihi : 02/07/10
Nerden : ANKARA

MesajKonu: Geri: Ömer Nesefi Akaid ders-4 İnsanı Küfre Götüren Haller   Cuma Ekim 01, 2010 3:10 pm

[324] Yusuf Sûresi, 87.
[325] El-A'raf Süresi, âyet. 99.
[326] Müslim. 39/35; Ebu Davud. 22/21.
Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 209-212.
[327] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 213-216.
[328] İsra Sûresi, ayet, 1.
[329] El-Müddessir Süresi, âyet. 31.
[330] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 216-220.
[331] Müslim. 21/278; Tacü'l-Usûl Fi Ahadisi'r-Restıt. C. III, s. 261.
[332] Hamdi Yazır,a.g.e., C. IV, s. 3146; Davudul-Karsî; a.g.e.. S. 73.
Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 220-222.
[333] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 222-223.
[334] El-İsra Sûresi, âyet. 22.
[335] El-Îsra Sûresi, âyet, 23.
[336] El-İsra Sûresi, âyet. 26.
[337] El-İsra Sûresi âyet. 27, 29.
[338] El-İsra Sûresi, ayet. 31.
[339] El-İsra Sûresi, âyet. 32.
[340] El-İsra Süresi, âyet. 33.
[341] El-İsra Sûresi, âyet. 34.
[342] El-İsra Sûresi, ayet. 35.
[343] El-İsra Süresi, âyet. 36.
[344] El-İsra Sûresi, âyet. 37.
Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 223-224.
[345] Ömer Nasuhi Bilmen, a.g.e., s. 255.
[346] Tefsir-i Allâme Ebu's-Suud (Tefsir-i Kebir'in kenarın¬da). C. V, s. 544.
[347] El-lsra Sûresi, âyet. 1.
[348] Fahrüddin Er-Razi, a.g.e., C.V. s. 545.
[349] Hamdi Yazir, a.g.e., C.V, s. 3152.
Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 224-226.
[350] Hızır Bey. a.g.c. Beyit. 56.
[351] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 226-227.
[352] A.g.e., Beyit. 55.
[353] Aliyyüikarî, Şcrhü'l-Etnali. s. 20.
[354] Teftzanî. Şerhü'l-Akaid, s. 174.
Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 227-228.

_________________
İLİM BİR NOKTA İDİ CAHİLLER ONU ÇOĞALTTI
İNSANLAR VAV GİBİ DOĞAR BİRAZ DOĞRULDUKLARINDA KENDİLERİNİ ELİF ZANNEDERLER
HER ŞEY ELİFLE DÖNÜYOR ELİFE DÖNÜYOR
KORKAKLIKTA AR İLERLEMEKTE ŞEREF VE İTİBAR VAR İNSAN KORKMAKLA KADERDEN KURTULA
MAZ
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Ömer Nesefi Akaid ders-4 İnsanı Küfre Götüren Haller
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» FEN - ANADOLU - DÜZ LİSE ÜNİTELENDİRİLMİŞ YILLIK DERS PLANLARI 2009-2010

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
buharalıbilvanisli.com :: Fıkıh Kaynakları :: Akaid Kaynakları-
Buraya geçin: