buharalıbilvanisli.com

Sofilerin Buluşma Noktası Buhara
 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
buharalıbilvanisli.com Son Konular
KonuYazanGönderme Tarihi
Salı Şub. 08, 2011 11:13 am
Cuma Ocak 28, 2011 9:56 am
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:43 pm
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:41 pm
Çarş. Ocak 05, 2011 8:01 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:57 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:40 am
Salı Ocak 04, 2011 6:58 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 9:37 am
Ptsi Ocak 03, 2011 7:15 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 7:02 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:55 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:43 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:27 pm
Perş. Ara. 30, 2010 10:23 am
Perş. Ara. 30, 2010 8:27 am
Paz Ara. 26, 2010 2:53 pm
Paz Ara. 26, 2010 2:43 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:11 pm
Cuma Ara. 24, 2010 1:34 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:50 am
Perş. Ara. 23, 2010 1:19 pm
Perş. Ara. 23, 2010 8:12 am

Paylaş | 
 

 İsm-i Vedûd ve Aşk Üzerine

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
FİKİRDEĞİRMENİ

avatar

Mesaj Sayısı : 53
Kayıt tarihi : 04/10/10
Nerden : Karaman

MesajKonu: İsm-i Vedûd ve Aşk Üzerine    Perş. Ekim 14, 2010 12:14 pm

ISM-I VEDÛD - 1

“Kâinat kalbindeki ciddî ask, bir Masuk-u Lâyezâlî’yi gösterir”



Arapça’da sevgi, meveddet ve muhabbet yada vüdd ve hubb kelimeleriyle ifade edilir. Vedûd, “sevgi” anlamina gelen “mevedde” ve “vüdd” mastarindan gelir. Fa’ûl kalibi, hem ism-i fail hem de ism-i mef’ul mânâsina geldigi için, bu kalipta gelen Vedûd da hem çok sevilen hem de çok seven diye mânâlandirilmistir.1 Ibn Kayyim’e göre “vüdd”, yine sevgi anlamina gelen “hubb”dan daha üstün ve daha derin anlam tasimaktadir.2 Allah peygamberlerini, meleklerini ve mü'min kullarini sever, onlar tarafindan da sevilir. Onlara, Allah’tan daha sevgili hiçbir sey yoktur. Allah dostlarindaki Allah sevgisi, ne aslinda, ne keyfiyetinde ve ne de taalluk ettigi seylerde baska hiçbir sevgiye denk olamaz. Kulun kalbindeki Allah sevgisinin bütün sevgileri geçmesi, bütün sevgilere galip gelmesi ve diger sevgilerin hepsinin de O’nun sevgisine bagli olmasi gerekir.3


Kur’ân-i Kerim’de Allah’in “Vedûd” ismi iki yerde geçmektedir.4 Hud Sûresi’nde Hz. Suayb’in (as) kavmine “istigfar” ve “tevbe” etmeyi tavsiye etmesinden sonra “Süphesiz benim Rabbim Rahim ve Vedûd’dur” demesinden bahsedilmistir. Bürûc Sûresi’nde ise Cenâb-i Hak kendisini “Gafur ve Vedûd” olarak isimlendirmistir. Vedûd isminin, bir sûrede Rahim ismiyle, diger bir sûrede ise Gafur ismiyle beraber zikredilmesinin önemli bir mânâsi ve hikmeti oldugu düsünülebilir. Vedûd isminin, her ne kadar Rahim ve Gafur isimlerine yakin bir mânâ ifade ettigi kabul görse de bu iki isimle arasinda fark vardir. Meselâ, kisi kendisine kötülük eden kimseyi bagislayabilir, fakat onu sevmeyebilir. Yine sevmedigi kimseye de merhamet etmeyebilir. Allah ise, kendisine tevbe eden kulunu bagislar, ona merhamet eder ve her seye ragmen onu sever. Çünkü O, tevbe eden kimseleri sever. Yine kulu kendisine tevbe ettigi zaman onu sever.5


Imam-i Gazali de Vedûd isminin Rahim ismine yakin bir mânâ tasidigini düsünmüstür. Fakat aralarinda ince bir farkin bulundugunu da belirtmistir. Gazali’ye göre Rahim ismi kendisine rahmet edileni gerektirir. Kendisine merhamet edilense muhtaç ve muztardir. Rahim’in isleri, kendisine merhamet edilecek her bakimdan zayif olan bir varligi icab ettirir. Vedûd’un ef’âli ise bunu gerektirmez, esirgeme bir sevgi neticesinden ileri gelir.6


Vedûd ile Rahim isimleri arasindaki farka dair dikkat çekici yaklasimlardan biri de Bediüzzaman’a aittir. Mektûbât isimli eserinde, herkesin enfüsî tefekkürüyle tasdik edebilecegi bu ince farki su veciz sözleriyle dile getirmistir: “Ism-i Rahimin vüsûlüne vesile olan hissiyât-i Yakubiye, yüksek bir derece-i sefkattir. Ism-i Vedûd’a vesile-i vüsûl olan ask ise, Züleyha’nin Yusuf Aleyhisselâma karsi olan muhabbet meselesindendir.”7 Bu bakis açisina göre “sefkat yolu” Rahîm ismine ulastirirken, Vedûd ismine götüren yol ise siddetli muhabbet olan “ask yolu”dur. Yine Bediüzzaman’in bu meseledeki yaklasimindan hareketle, Kur’ân’da Hz. Yakub’un (as) sefkat hissi Züleyha’nin askindan ne derece yüksek gösterilmisse, Esma-i Hüsna arasinda Rahim isminin Vedûd isminden ayni derecede daha azam bir nura sahip oldugunu söyleyebiliriz.



Bediüzzaman Said Nursî -Kur’ân’dan aldigi derse ittibâen- sefkati asktan üstün tuttugundan, meslek ve mesrebinde de ask yerine sefkati esas kabul etmistir. Sefkatin asktan daha “keskin” ve “genis” bir hakikat yolu oldugunu belirtmistir.8 Sekizinci Suâ’da bu düsüncesini farkli bir ifade ile tekrarlamistir: “Sâir mesreplerdeki ask yerinde, Risâle-i Nur’un mesrebinde müstakane sefkattir ve re’fetkârâne muhabbettir.”9 Dördüncü Mektub’da ise kendisinde ve eserlerinde Hakîm ismiyle birlikte Rahîm ismine mazhariyetin söz konusu oldugunu dile getirmistir.10


Bediüzzaman’in ask yolu yerine sefkat yolunu tercih etme sebepleri, bu hakikat yolunun “daha kisa”, “daha eslem ve müskülatsiz”, “daha genis ve umumî”, “daha lâtif ve nezih” ve “daha hâlis ve sâfi” olmasidir. Ayrica o sefkati Allah’in rahmetinin en lâtif, en güzel, en hos ve en sirin cilvesi olarak görmüs ve sefkate “iksir-i nurânî” nazariyla bakmistir.11


Vedûd isminin tecellisi olan aski, “siddetli bir muhabbet”12 olarak tarif eden Bediüzzaman, eserlerinin farkli yerlerinde aski “muzaaf ihtiyaç”13, “muzaaf muhabbet”14 ve “muzaaf istiyak”15 olarak da nitelendirmistir. Nur Külliyati’nin dört farkli bölümünde ihtiyaç, istiyak, muhabbet ve ask arasindaki iliskiye dair silsile seklinde geçen bir kisim ifadeleri birlestirdigimizde ise su sekilde ilginç bir tesbitle karsilasiriz: Muzaaf meyil arzu, muzaaf arzu ihtiyaç, muzaaf ihtiyaç istiyak, muzaaf istiyak muhabbet, muzaaf muhabbet ask, muzaaf ask ise incizaptir.16 Bu ifadelerden anlasildigi üzere ihtiyaç siddetlendikçe istiyak, istiyak siddetlendikçe muhabbet ve muhabbet siddetlendikçe ask olmaktadir. Askin en siddetli hâli ise incizabi netice vermektedir.



Insanin fitratinda cemale karsi muhabbet, kemale karsi perestis ve ihsana karsi sevmek olduguna dikkat çeken Bediüzzaman, cemal, kemal ve ihsanin derecesine göre muhabbetin siddetinin arttigini dile getirmistir. Askin en son mertebelerine kadar ulasabilecek sinirsiz bir muhabbet duygusunu insanin tasidigindan bahsetmistir. Onun veciz ifadesiyle “bu küçük insanin küçücük kalbinde kâinat kadar bir ask yerlesir.”17


Cenâb-i Hak insana ebedî hayati kazanabilmesi ve ona yatirim yapabilmesi için sermaye hükmünde binlerce siddetli duygular vermistir. Bunlardan biri de asktir. Bütün bu duygularin iki mertebesi vardir: Biri mecâzî, biri hakikîdir. Insandan beklenen “mecâzî” olan “hafif” mertebesini dünya islerinde, “hakikî” olan “siddetli” mertebesini ise ahiret islerinde kullanmasidir. Bunu yaptiginda insan her iki dünya saadetine (saadet-i dareyn) ve övülmüs bir ahlâka (ahlâk-i hamîde) sahip olmakla birlikte, yaradilis gayesine (hikmet ve hakikat) uygun bir sekilde yasamis olacaktir.18 Aksi halde ne hayatini ideal anlamda geçirmis olacak ve ne de huzur ile saadeti yakalayacaktir. Mecazî asklarda yüzde doksan dokuzu masukundan sikâyetçidir. Çünkü kalbin batini Cenâb-i Hakk’in muhabbeti için yaratilmistir. Allah adina ve mânâ-i harfiyle olmayan dünyevî sevgiler ve mecazî asklar ise bu kudsî makami putlarla doldurmak gibidir. Fitrat, fitrî olmayan bir seyi reddettiginden mecazî asklarda ya taninmama, ya tahkir, ya refakatsizlik ya da müfarakat söz konusudur. 19


Vedûd ismi, hem Kur’ân’da, hem Cevsen-i Kebir’de, hem de Ebû Hureyre’den Tirmizî ve Ibn Mâce tarafindan rivayet edilen her iki “99 Esmâ” listesinde de bulunmasina ragmen, Risâle-i Nur Külliyatinda Mahbub ismine ondan daha sik rastlanir.20 Çünkü Nur Risâlelerinde sevgiden bahsedilirken vüdd yerine hubba, yani ask yerine muhabbet hakikatine çok daha fazla yer verilmistir. Ayrica Risâle-i Nur’un mesleginin tarikat degil, hakikat olmasi sebebiyle “ask”in sekri yerine muhabbetin sahvi makbuliyet kazanmis gibidir.

Vedûd ismi, “Vedûd”21 ve “Baki-i Vedûd”22 terkibiyle Nur sayfalarinda kendine yer bulurken, Mahbub ismi ise “Mahbub”23, “Mahbub-u Hakikî”24, “Mahbub-u Lâyezalî”25, “Mahbub-u Ezelî”26, “Mahbub-u Bakî”27, “Mahbub-u Sermedî”28 ve “Mahbub-u Zülkemal”29 gibi farkli terkipler halinde kullanilmistir.


Bediüzzaman Said Nursî’ye göre Vedûd ismi Cemil isminin içinde münderiçtir. Çünkü cemal ve hüsün bizzat, sebepsiz sevilirler. Ve cemal sahibi öncelikle kendi kendini sever.30 Zati, sifati ve Esma-i Hüsna’siyla sonsuz bir cemali ve hüsnü olan Cenâb-i Hak ise sonsuz aska ve muhabbete en lâyik olandir. Kendi sonsuz cemaline -sinirli kabiliyetleriyle- ayna olan mahlûkatini Cemil-i Mutlak olan Cenâb-i Hak Vedûd ismiyle sevdigi gibi, zatinin cemalini de kendi kudsiyetine lâyik bir sekilde sevmektedir.



Risâle-i Nur’da sikça kullanilan ifadelerden biri de Cenâb-i Hakk’in kendisini “tanittirmak ve sevdirmek”31 istemesi tabiridir. Bu Ilâhî “se’n”lerden32 “tanittirmak / taarrüf” Maruf isminin; “sevdirmek / teveddüd”33 ise Vedûd isminin tecellilerine sebeptirler.34 Risâle-i Nur’un temel kavramlarindan biridir “se’n” ve “suunat” kelimeleri. Risâle-i Nur’un hususî meselelerinden olan suunat hakikatinin misallerle anlatildigi iki Risâle’de Vedûd isminden de bahsedilmesi tesadüfî olmasa gerektir. Hem 32. Söz’de hem de 24. Mektub’da suunât hakikati ile Vedûd isminin ayni metin içinde yer almasi her ikisi arasinda güçlü bir manevî bagin oldugunu düsündürmektedir. Çünkü Bediüzzaman, Esma-i Hüsna’yi eserlerine çok bilinçli bir sekilde nakseden bir müelliftir. Bediüzzaman “izn-i ser’î olmadigindan”35 suunâtin yâd edilmesinde zorluk çekildigini belirtmis olsa da, kâinati ve yaradilisi anlamada, yaradilistaki hayret uyandiran faaliyetin sirrini çözmede, marifetullah ve muhabbetullah mertebelerinde terakkî etmede ve Cenâb-i Hakk’i hakkiyla tanima ve sevmede çok önemli anahtar bir hakikat olmasi sebebiyle, bu meselede derin tahlillerde bulunmaktan vazgeçmemistir. Onun yaklasimlarindan, Vedûd isminin Cenâb-i Hakk’in kudsiyetine lâyik bir sekilde “ask se’ni”ne dayandigini söylemek mümkündür. Nur Külliyatinda bu Ilâhî se’n “ask-i mukaddes”36, “ask-i lâhutî”37 ve “ask-i mukaddes-i Ilâhî”38 seklinde farkli terkiplerle ifade edilmistir.



Zerrelerden galaksilere kadar kâinattaki bütün çesitlilik Cenâb-i Hakk’in Esma-i Hüsna’sindan ve onlarin tecellilerinin çesitliliginden kaynaklanir. Meleklerin farkli ibadet etmelerinden peygamberlerin farkli seriatlarina ve evliyalarin farkli tarikatlarina kadar sahit olunan maddî-manevî bütün bu çesitliligin ardinda yine ayni sir, ayni hakikat vardir. Canlilar üzerine ve özellikle insanlar üzerinde Cenâb-i Hakk’in ekser Esmâsi tecellî ettigi halde bir isim daha fazla hükmünü icrâ etmektedir. Meselâ, Hz. Isa’da (a.s.) Kadir ve Hz. Musa’da (a.s.) Mütekellim ismi daha fazla hâkimdir.39 “Yerde iken Ars-i Âzami ve Israfil’in azamet-i heykelini temâsâ” eden Abdülkadir-i Geylani’de (r.a.) Hayy isminin hâkim oldugu gibi,40 bütün dirilis ve hayat vermekle ilgili Ilâhî icraatlara nezaret eden Hz. Israfil’de (a.s.) de Hayy isminin azamî derecede hükmünü icra ettigi söylenebilir.41 Ask yoluyla hakikate gitmeye çalisanlarda ise Vedûd ismi hükmünü icra etmektedir.42
Vedûd ismine mazhar bir kisim evliya Cenneti de istememisler ve Allah’in muhabbetinin küçük bir piriltisini her seye tercih etmislerdir. Çünkü onlar, dünyanin bin sene saadetli hayati bir saatine degmeyen Cennet hayatini ve Cennet hayatinin dahi bin senesi bir saat Cenâb-i Hakkin rü’yetine degmemesi hakikatini yakînen bilmektedirler.43 Âsk-i hakikiye ulasan velilerin “felâh”lari rü’yet-i Ilâhiyeye mazhar olmaktir.44


Vedûd isminin kâinatin en genis dairelerinden en gizli köseleri olan insanin kalbine kadar her tarafta tecellîsi söz konusudur. Küçük ve daginik birçok su sizintisinin varligi büyük bir su kaynagini göstermesi misali, insanlardaki ask ve özellikle insanligin yüksek tabakalarinda bulunan “ask-i lâhuti” de küllî bir cazibedar hakikatin varligini âsikârâne göstermektedir. Kâinati agaca ve insani meyveye benzeten Bediüzzaman, agacin mahiyetinde bulunmayan bir seyin meyvesinin esasinda da yer alamayacagi kiyasiyla, insanin mahiyetindeki askin –farkli sekillerde– kâinatin tamaminda da olmasi gerektigi sonucuna ulasmistir. Ona göre sahit olunan “incizaplar, cezbeler ve cazibeler”in bütün çesitleri kâinat kalbindeki küllî askin yansimalarindan baska bir sey degildir. Ve kâinat kalbindeki ciddî ask ise Masuk-u Layezalî olan bir Vedûd’un varligini –basiret sahiplerine- göstermektedir.45


Vedûd ismine mazhar olan muhakkikin-i evliya, “Bütün kâinatin mayesi muhabbettir. Bütün mevcudatin harekâti muhabbetledir. Bütün mevcudattaki incizab ve cezbe ve câzibe kanunlari muhabbettendir”46 demislerdir. Bilim adamlari ise atomiçi çekim gücünden, “ask-i kimyevî”47 diye tâbir edilen atomlar arasi baglardan gökcisimleri arasindaki gravitasyon kanunlarina kadar cereyan eden küllî bir hakikati kesfetmislerdir.


Dikkatle bakildiginda, tahkik ehli veliler ile bilim adamlarinin kesiflerinin ufkunda Vedûd isminin tecellîsi bir günes gibi dogmaktadir.



DIPNOTLAR:
1- Doç. Dr. Abdülaziz Hatip, Kur’ân ve kâinat penceresinden Esma-i Hüsna, Gençlik Yayinlari, Istanbul 2004, s. 226.
2- Ibn Kayyim, Ravdatu’l-mühibbin, s. 46., Çevrimiçi: darulkitap.com
3- Said el Kahtanî, Trc: Dr. Ahmet Iyibildiren, Kur’ân ve Sünnette Esma-i Hüsna Serhi, Uysal Kitapevi, Konya 1997, s. 112.
4- Hud, 11:90; Bürûc, 85:14.
5- Ibn Kayyim El Cevziyye, Imam el Kurtubî, Allame es Sadî, Ibn Kesir, Beyhakî, Der: Hamid Ahmed Tahir el Besyunî, Çev: Mehmet Ali Kara, Esma-ül Hüsna, Karinca Yayinlari, Istanbul 2004, s. 600.
6- Imam-i Gazali, Trc: M. Fersat, Esma-i Hüsna Serhi, Fersat Yayinevi, Istanbul 1972, s. 160.
7- Mektubat, 8. Mektup, s. 34.
8- Sözler, 26. Söz’ün Zeyli, s. 438.
9- Suâlar, 8. Sua, s. 633.
10- Mektubat, 4. Mektub, s. 24.
11- Sözler, 26. Söz’ün Zeyli, s. 440; Mektubat, 17. Mektub, s. 80.
12- Mektubat, 9. Mektup, s. 37.
13- Sünûhat, s. 35.
14- Sözler, 32. Söz, s. 586.
15- Mesnevî-i Nuriye, s. 215.
16- Sözler, s. 487, 586; Mesnevî-i Nuriye, s. 215; Sünûhat, s. 35
17- Lem’alar, 11. Lem’a, s. 109.
18- Mektubat, 9. Mektub, s. 37.
19- Sözler, 24. Söz, 5. Dal, 1. Meyve, s. 322.
20- Cevsen-i Kebir, Habib (45:3, 51:1, 94:10, 95:2); Mahbub (94:10); Vedud (56:3)
21- Sözler, s. 201, 570, 622; Mektubat, s. 284, 285, 288; Lem’alar, s. 228; Suâlar, s. 77; Mesnevî-i Nuriye, s. 113.
22- Sözler, s. 437, 568
23- Sözler, s. 603.
24- Sözler, s. 49, 197, 441; Mektubat, s. 434, 444; Lem’alar, s. 348, 364; Suâlar, s. 77
25- Sözler, s. 49, 197, 198, 620; Mektubat, s. 221, 223.
26- Sözler, s. 323, 620; Mesnevî-i Nuriye, s. 191
27- Sözler, s. 49, 327; Mektubat, s. 12, 221; Lem’alar, s. 21; Suâlar, s. 77.
28- Sözler, s. 197, 244.
29- Sözler, s. 571.
30- Sözler, 32. Söz, 3. Mevkif, s. 575.
31- Sözler, s. 66, 112, 115, 272, 521, 530, 574, 621, 622; Mektubat, s. 209, 214, 288; Lem’alar, s. 191, 304, 306; Suâlar, s. 25, 39, 52, 74, 114, 121, 214, 215, 236, 523; Mesnevî-i Nuriye, s. 156
32- Her biri birer Ilâhî san'at eseri olan mevcudattan Cenâb-i Hakk’in zatina dogru olan marifetullah yolculugunun istikametini belirleyen ve Risâle-i Nur’un birçok bölümünde çokça dile getirilen bir silsile vardir. Bu silsile eser, fiil, isim, sifat, se’n, zat silsilesidir. Yani bir eser varsa bu bir fiili, fiil ismi, isim sifati, sifat se’ni ve se’n ise zati göstermektedir. Meselâ, güzel, san'atli ve mükemmel bir eser görüldügünde öncelikle mükemmel ve güzel bir isin ya da fiilin varligina hükmedilir. Fiil ve isin mükemmelligi ise güzel ve mükemmel bir ünvani ve ismi gösterir. Ismin güzelligi ve mükemmelligi sifatlarin güzelligine ve mükemmelligine, o da istidadin ve zatin güzelligi ve mükemmelligine delil olur. Bu sir Cenâb-i Hakk’in zati ile san'at eserleri olan mevcudat arasinda da söz konusudur.
33- 33. Söz’ün 27. Penceresinde “Sevdirmek ve tanittirmak sifatlari ise, bilbedâhe, Vedûd, Mâruf bir Sâni-i Kadîrin vücûb-u vücuduna ve vahdetine sehâdet eder. (s. 622)” ifadesi yer alir. Bediüzzaman bu cümlede “sevdirmek ve tanittirmak”i sifat olarak ifade etmistir. 32. Söz’ün 3. Mevkif’inda (s. 575) ise “teveddüd, taarrüf se’nleri” ibaresi vardir. Bu iki cümle dikkate alindiginda “sevdirmek” ile “teveddüd”ün ayni seyler olmadigi, birinin “sifat” digerinin “se’n” oldugu da söylenebilir.
34- Sözler, 32. Söz, s. 575.
35- Sözler, 32. Söz, s. 569.
36- Sözler, 32. Söz, s. 569.
37- Lem’alar, 30. Lem’a, 6. Nükte, s. 528.
38- Lem’alar, 30. Lem’a, 6. Nükte, s. 529
39- Sözler, s. 519.
40- Mektubat, s. 215; Suâlar, s. 122; Tarihçe-i Hayat, s. 315; Asa-yi Musa, s. 110.
41- Suâlar, 11. Sua, s. 236.
42- Sözler, 24. Söz, 1. Dal, s. 302; Mektubat, 4. Mektup, s. 24; Mektubat, 8. Mektub, s. 35.
43- Sözler, s. 571.
44- 25. Söz, 1. Sule, 2. Suâ, 1. Lem’a, s. 358.
45- Sözler, 33. Söz, 26. Pencere, s. 620.
46- Sözler, 32. Söz, 2. Mevkif, 3. Maksad, 4. Remiz, s. 570.
47- Sözler, 32. Söz, 1. Mevkif, s. 544.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
İsm-i Vedûd ve Aşk Üzerine
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
buharalıbilvanisli.com :: İslamiyet Genel :: Allah (c.c) Hazretleri :: Esma-i Hüsna-
Buraya geçin: