buharalıbilvanisli.com

Sofilerin Buluşma Noktası Buhara
 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
buharalıbilvanisli.com Son Konular
KonuYazanGönderme Tarihi
Salı Şub. 08, 2011 11:13 am
Cuma Ocak 28, 2011 9:56 am
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:43 pm
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:41 pm
Çarş. Ocak 05, 2011 8:01 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:57 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:40 am
Salı Ocak 04, 2011 6:58 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 9:37 am
Ptsi Ocak 03, 2011 7:15 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 7:02 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:55 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:43 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:27 pm
Perş. Ara. 30, 2010 10:23 am
Perş. Ara. 30, 2010 8:27 am
Paz Ara. 26, 2010 2:53 pm
Paz Ara. 26, 2010 2:43 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:11 pm
Cuma Ara. 24, 2010 1:34 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:50 am
Perş. Ara. 23, 2010 1:19 pm
Perş. Ara. 23, 2010 8:12 am
Similar topics

    Paylaş | 
     

     Gavsı Bilvanisi Seyyid Abdulhakim El Huseyni hz / 3.sohbet

    Aşağa gitmek 
    YazarMesaj
    ŞaHa Meftun

    avatar

    Mesaj Sayısı : 139
    Kayıt tarihi : 30/06/10
    Nerden : Ankara

    MesajKonu: Gavsı Bilvanisi Seyyid Abdulhakim El Huseyni hz / 3.sohbet   C.tesi Ekim 16, 2010 1:00 pm

    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

    Geçmiş zamanda fakir, dünya malı olarak bir şeye malik olmayan birpapaz vardı. (Bu şeyhler ne yapıyorlar? Halkı kandırıp zengin oluyorlar.Ben de kimsenin tanımayacağı uzak bir memlekete gideyim. Kendimi şeyh olaraktanıtayım. Böylece zengin olurum) diye düşünüyor. Hemen tasavvuf kitaplarınıtemin ediyor. Tarikat adablarını okuyor. Nasıl hatme yapılır, nasıl teveccühyapılır, hepsini öğreniyor. Adab ve talimatları ezberliyor. Ve kalkıpkendinin tanınmayacağı bir memlekete gidip kendini şeyh olarak tanıtaraktarikat vermeye başlıyor. Hatme, teveccuh, tâlim ve adab derken etrafına çokkalabalık birikiyor.

    Kendisine muhabbet ve bağlılığı çok fazla olan bir dükkan sahibi tüccarvarmış. Papaz da onun sık sık ziyaretine gidermiş. Bu tüccar verilenvazifeleri yapıyor, samimi olarak çalışıyor ve nihayet keşfi açılıyor.Bir gün virdini çekmiş, rabıtadayken, hele bir bakayım şeyhimin Allah yanındamertebesi ne kadar yücedir, diye Levhi Mahfuza nazar ediyor bir de ne görsün?Bunca zaman hizmet ettiği şeyhi orada Müslüman değil, keşiş olarak yazılır.Derhal şeyhine karşı kalbi soğuyor. Muhabbeti kesiliyor. Hergün kendisine uğrayanhürmet ve saygı gösteren şeyhi o günden sonraki ziyaretlerinde bakar ki tüccarhiç hürmet göstermiyor, adabı falan terk etmiş. Dayanamaz : “Banı karşısoğuk davranıyorsun, muhabbetin kalmamış, bunun sebebi nedir?” diye ısrareder. Tüccar evvelâ söylemek istemez, fakat ısrar karşısında hakikati söyler: “Benim dinimde kâfire hürmet yoktur. Allah’ın inayetiyle keşfim,kerametim açıldı, Levhi Mahfuza şeyhimin makamına bakayım, dedim. Baktım,seni orada papaz olarak gördüm. Kâfire hürmet caiz olmadığı için sanahizmet etmiyorum.” Papaz donup kalıyor.

    “Burada benim papaz olduğumu bilen hiç kimse yok. Bunu bildiğine göresenin keşfin haktır. Müslümanlık da hak dindir” diyerek Kelime-i Şehadetgetirip Müslüman oluyor. “Ben zannediyordum ki şeyhler bu dünya malı içinşeyhlik yapıyorlar, milleti kandırıyorlar. Onun için ben de şeyhlik yaparım,diye düşündüm. Tarikat adabını öğrenip kendime şeyhlik tasarlamakla buişin olacağını zannediyordum. Halbuki bu işte hakikat vardır ve İslâmiyethak dindir. Tarikat-ı Nakşîbendiye de hak ve müstakim bir yoldur” deyip İslmiyetikabul ediyor.

    Nakşîbendi Tarikatı hakiki bir tarikattır. Bundan istifade edipgayeye ulaşmak da ancak tarikata uymayan şeylerden kaçınmak, tarikatınyolundan gitmek ve Allah’a ulaşmayı hedef edinmekle mümkündür. Bu daancak manevi kuvvetle, sâdâtın himmeti, ve nazarlarıyla olur. Amelininkuvvetiyle hedefe kimse ulaşamaz. Daha henüz tarikata girmeden bile insanda değişmelerolmaya başlar. Allah muhabbeti hasıl olur. Rabbü’l-Âlemin Hazretleri’ninsevgisi kalplere dolmaya başlar. Kalpler dünyadan koparak, Allah’a, Allahyoluna yönelir. Fakat ne zaman ki tarikata girilirse bu haller o zaman daha dapekişir, kuvvetlenir. Bütün bu değişmeler sohbet kuvvetiyle, zahirikuvvetle değil, ancak ve ancak manevi kuvvetle, sâdâtın himmeti ve NakşîbendiTarikatı’nın bereketiyle meydana gelir.

    İnsan hakiki olarak tarikata girdikten, hakiki olarak tövbe edip pişmanolduktan sonra, derhal dünya muhabbetinin kesildiğini, eski tamah, buğz ve düşmanlıkhallerinin kalmadığını, eski fiil ve hareketlerinin terk edildiğini görür,anlar. Bütün arkadaşlarının değiştiğini fark eder. Tövbe edip tarikatagiren o kimsenin huyu değişir; halim olur, sabır ehli olur, kendisindenhakiki muhabbet zuhuru gelir. Allah’a kulluk, tâât tatlı olmaya başlar.İşte bütün bu değişmeler ancak manevi kuvvetle olabilir, zahiri kuvvetledeğil. Çok güzel vaaz ve nasihat edip sohbette bulunan çok kimseler vardırki, topluluklara hitap ederler. Herkes onları dinler. Fakat hiçbir te’siricra edemezler. Cemaat dağıldıktan sonra sanki hiç o vaaz ve nasihatıdinlememişler gibi cemaatle değişme olmaz. Eğer zahiri kuvvetle irşad işiolsaydı, cemaatin çok değişmesi icap ederdi. İşte bunlar gösteriyor ki,Nakşîbendi’lerdeki değişmeler, düzelmeler bir manevi tasarrufunneticesidir. Zahiri tasarrufla değildir.

    Gavs (K.S.A) buyurdu. Gavs-i Hizanî’den bahs ederek, “Onunsohbetleri yok denecek kadar azdı, çok ender sohbet ederdi. Fakat manevitasarrufun çokluğundan cemaatinin hemen hepsi Allah aşkı, cezbe ve muhabbetiçinde bulunurlardı. Zahiri tasarrufla olsaydı bunların olmaması icapederdi. Demek ki manevi tasarrufla olmaktadır.

    İnsanın Allah’a, bu Nakşîbendi Tarikatı’nı nasip ettiği için,insanı vasıta kıldığı için çok hamd ve şükür etmesi lâzım gelir. İnsangerçekleri ancak bu Tarikata girdikten sonra görebiliyor. Nakşîbendi Tarikatı’ndaolanlar, özellikle tarikatta olmayanlara baktığı zaman, onların bu helâldir,şu helâl değil, diye tefrik etmeden önlerine ne gelirse, hoşlarına negiderse, almakta ve yapmakta olduklarını görüp şeriat ve tarikattan, onlarınemirlerinden haberlerinin hiç olmadığını müşahede ediyor. Fakat insantarikata girdikten sonra bunlardan uzaklaştığını görüp hissettiği içinAllah’a çok şükür ve hamd etmesi lâzımdır. Çünkü Cenab-ı Hak butarikatı âliyi kendisine nasip edip kurtuluşuna sebep kılmıştır.

    İnsanın tarikatın kıymetini bilip verilen vazifelere devam etmesi,atalet göstermemesi lâzımdır ki Allah-u Teâla vermiş olduğu nimetlerigeri almasın. Rabbü’l-Âlemin verdiği nimetin kıymetini bilmeyenlerinelinden alır. Nasıl ki Allah-u Teâla bir yerden insana rızkını verdi mi,ona riayet edip o işe sarılması lâzımdır ki işini kaybetmesin, Rabbü’l-Âleminonun rızkını kesmesin. İşte Allah yolu da aynen böyledir. İnsan biryerden bir menfaat görürse ona devam etmesi lâzımdır ki Allah-u Teâlaelinden almasın. Buna göre kişi Müslümanlığını ziyadeleştirmesi, günahlardankendini daha çok muhafaza etmesi, Allah emrine karşı gelmekten kendini dahakoruması, Allah’ın vermiş olduğu nimetleri unutmaması, amellerinde gevşeklikyapmayıp bilâkis onu günden güne ziyadeleştirmesi icap eder.

    Muhabbetin artması için ne lâzımsa onu yapmak, tembellik etmemekgerekir. İnsanın Müslüman kardeşlerini kaybetmemesi ve Allah bahsi, sâdâtınsohbeti yapıldığı yerlerde dolaşması lâzımdır.

    Bir gün Gavs (K.S.A) sohbetinde buyurdu : “Bir yerde bir cemaat oldumu hemen melâike oraya gelir, bakarlar. Şayet Allah bahsi yapılıyorsa onlardualarda bulunurlar. Yok eğer Allah bahsi yapılmıyorsa o cemaatten nefretederek, (Eğer siz Allah’a kul olsaydınız, O’nun bahsini yapardınız. Eğersiz Allah aşığı olsaydınız maşukunuzu anardınız) der ve oradan uzaklaşırlar.”

    Bu gerçeklerin ışığında artık insanın Allah (C.C) bahsi yapılanyerlere gitmesi, Allah’ın anılmadığı yerlerden de uzaklaşması lâzımdırki meleklerin nefreti üzerlerinde olmasın. İnsanın, Allah’ın rahmetindenve meleklerin duasından istifade etmesi için Allah’ın anıldığı yerleridolaşması, onlara devam etmesi lâzımdır.

    Bir seferinde Gavs (K.S.A) sohbetlerinde buyurdular ki : Hazret sohbet aşığıydı.Her zaman sohbet ederdi. Sohbet edecek kimseyi bulamayınca beş – altı yaşlarındakiçocukları toplar, dizlerinin üzerine oturtarak onlara Allah’ın sâdâtınsohbetini yapardı. Hanımı kendisinden bir seferinde sormuş. “Kurban demiş,insan senin için taaccüp ediyor. Üç yaşındaki altı yaşındaki çocuk busohbetlerden ne anlıyor ki onları etrafına topluyorsun.” Hazret, cevaben :“Ben de biliyorum bir şey anlamazlar ama benim gayem sohbet edip nâzil olanAllah’ın rahmetinden, bereketinden ve sâdâtın himmetinden istifadeetmektir. Zaten, sohbetteki gaye sohbet sırasındaki Allah ve sâdât anıldığızaman nâzil olan İlâhi rahmetten, İlâhi bereketten, sâdâtın himmet venazarlarından istifade etmektir. Menfaat sohbetin kendisinde değildir” dedi.

    Bu Nakşîbendi yolunda olanların tamamı Maksud-i Bizzat içindir.Peygamber (A.S.V) şeriatı içindir. Nakşîbendi Tarikatı’nda ve diğertarikatlarda tek gaye, Allah ve Resûl’ünün sözünden çıkmamak,Peygamber’in (S.A.V) şeriatine tam ittiba ederek Allah’ın rızasınıkazanmaktır. Şu husus bilinmelidir ki, maksud tarikat değil, maksud Allah’ın Zatı, Allah’ın dostluğudur. Bütün düşünce Allah ve Resûl’ününemirlerine uyarak maksudunu Allah’ın Zatı yapmaktır. Bu da ancak Allah’ınemirlerine uymakla olur. Allah’ın emirlerinden asla çıkmamaya gayretedilmelidir. Çünkü tek gaye, maksud odur.

    Bunların elde etmenin tek yolu kendini çok muhafaza ederek Allah’ınemrine muhalefette bulunmamak, kendinden günah sudur etmemesine dikkatetmektir. İnsanın Allah yolundan, hakikat yolundan çıkmaması lâzımdır.İşte bunlara titizlikle riayet edilirse Allah rızası o zaman meydana gelir.Rabbü’l-Âlemin o zaman insandan razı olur. Allah rızası elde edilinceinsanın bütün işleri hallolmuş olur.

    Bütün gayeler, tarikat ve diğer çalışmalardaki bütün gayeler yalnızve yalnız Allah rızası içindir. Maksudi Bizzat içindir. Maksud Allah’ın(C.C) Zatı ve talep onun rızasıdır.

    Allah rızası, ancak emirlerine tam itaat etmekle, muhalefet etmemekle,nasıl emretmişse harfiyen tatbik etmekle kazanılır. Ve o kazanıldıktansonra insanda hiçbir noksanlık kalmaz. Nasıl kalır ki Allah (C.C) ona dost,o da Allah’a (C.C) dost olmuş olur.

    Şu bilinmelidir ki Allah-u Teâlâ’nın insanın ibadetine, tââtınaasla ihtiyacı yoktur Hâşâ) Rabbü’l-Âlemin onlarla ne büyük, ne de küçükolur. Yapılan bütün amellerde tek maksud Allah’ın rızasıdır. Allah’ınrızası da emirlerine mutlak bir itaat ve sözlerinden dışarıya çıkmamaklaolur. Namazdaki, tââtteki ibadetteki, maksud, gaye, menfaat Allah rızasınıkazanmak içindir. Bunlar Allah rızası ve Allah dostluğu içindir.

    Allah’ın emirlerine muhalefetten azamir derecede kaçınılmalıdır.Unutulmamalı ki Allah’ın namaz, oruç ve diğer ibadetlere hiç ihtiyacıyoktur. Sadece emirlerine itaat için yapılmalıdır. Yasaklarından da,menetmiş olduğu için kaçınılmalıdır. Böylece emretmiş olduklarınıyapıp yasaklarından kaçınılmakla Rıza-i İlâhi kazanılmış olur. Bütüngaye bunda, rızada toplanıyor. Çünkü maksud Allah’ın Zatı ve O’nuninsandan razı olmasıdır.

    Meselâ, insanın birkaç tane oğlu olsa, bunlardan emrine itaatedenini, sözünden çıkmayanını muhakkak ki daha çok sever. Ondan daha çokmemnun olur. Diğerleri de evlâtları, ciğerleri oldukları halde emirlerinemuhalefet ettikleri için babaları onları sevmez. Onlardan memnun olmaz.Emrine uyan oğluna daha fazla muhabette bulunur,ondan daha hoşnut olur, nekadar iyi şeyler varsa o emrinde olan oğlu için düşünür. Emrinde olmayanevlâtları için ciğerleri olduğu halde, iyi şeyler düşünmez. İcabındaonları malından bile mahrum eder. İşte Allah yolunda da durum böyledir. İnsanAllah rızası için çalışıp onu gözetmeli, bütün gaye Allah rızasınıtahsil olmalıdır. Eğer Allah insandan razı olursa insana dünyayı da, âhiretide nasip eder. Ne kadar iyi şeyler varsa, cennet dahil hepsini ona ihsan eder.Maksud dünya menfaati değil, âhirettir, Allah sevgisidir. Allah (C.C) insanıseverse karşılığını daha ziyade âhirette verir. Dünya malı vermiş veyavermemiş hiç mühim değildir. Allah rızasının karşılığı âhiret mükafatıdır.Eğer Allah rızasını tahsil etmek nasip olursa, Rabbü’l-Âlemin onu ebedülebed maksuduna erdirir, ebedi saadet ihsan eder. Ve nihayet ebedi olarakCemalullaha kavuşturur.

    Hakiki dostluk ve hakiki düşmanlık âhirette meydana çıkar, dünyadapek az bilinir. Esas iyilik ve kötülük âhirette meydana çıkar, bu dünyadaiyilik kötülük pek belli olmaz. Onun için insanın muhabbeti dünyaya, dünyanimetlerine olmamalıdır. Eğer sevgisi Allah’a değilse ve kendisi de doğruyolda bulunmuyorsa, dünya muhabbeti onu kurtaramaz. Dünya kötülüklerine karşıinsanın tedbir alması lâzımdır. Gerçi takdir Allah’ındır ama insanında tedbiri elden bırakmaması icap eder. Allah’ın takdiri değişmeyeceğihalde insan dünya hayatı için, rızkı için her türlü tedbiri alıyor, âhiretiçin de elinden gelen tedbiri alması, Allah rızasını kazanmak için amelisalihe devam etmesi lâzımdır.

    Eğer insana bazı şeyler keşif ve rüya yoluyla beyan olunursa vekendisi de buna göre hareket ederse indallahta mes’ul değildir.

    Peygamber (S.A.V) buyuruyor: (Günahlardantövbe eden günah işlememiş gibidir)
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Kullanıcı profilini gör
     
    Gavsı Bilvanisi Seyyid Abdulhakim El Huseyni hz / 3.sohbet
    Sayfa başına dön 
    1 sayfadaki 1 sayfası
     Similar topics
    -
    » Sohbet Topiği

    Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
    buharalıbilvanisli.com :: İslam Ahlakı ve Tasavvuf :: Nakşibendi :: Mektubat-ı Rabbani :: Mektubat-ı Hazret :: Minah :: İşaretler :: Gavs Abdulhakim (k.s.a) Sohbetler-
    Buraya geçin: