buharalıbilvanisli.com

Sofilerin Buluşma Noktası Buhara
 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
buharalıbilvanisli.com Son Konular
KonuYazanGönderme Tarihi
Salı Şub. 08, 2011 11:13 am
Cuma Ocak 28, 2011 9:56 am
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:43 pm
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:41 pm
Çarş. Ocak 05, 2011 8:01 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:57 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:40 am
Salı Ocak 04, 2011 6:58 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 9:37 am
Ptsi Ocak 03, 2011 7:15 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 7:02 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:55 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:43 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:27 pm
Perş. Ara. 30, 2010 10:23 am
Perş. Ara. 30, 2010 8:27 am
Paz Ara. 26, 2010 2:53 pm
Paz Ara. 26, 2010 2:43 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:11 pm
Cuma Ara. 24, 2010 1:34 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:50 am
Perş. Ara. 23, 2010 1:19 pm
Perş. Ara. 23, 2010 8:12 am

Paylaş | 
 

 EL-MUKSIT (C.C.)

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
haydarı kerrar

avatar

Mesaj Sayısı : 355
Kayıt tarihi : 02/07/10
Nerden : ANKARA

MesajKonu: EL-MUKSIT (C.C.)   Cuma Ekim 08, 2010 3:34 pm

[b]EL-MUKSIT (C.C.)

“Cümle mazlumlara insaf eden, âdil ve işleri denk olan.”
Âlemde bütün mazlumlara nigehban, bütün dertlilere tek merci', çaresizlere yegâne ümit Allah (Azze ve Celle)'dir. En üstün adalet ve merhamet sahibi de O'dur. Her işi, her şeyi birbirine denk ve lâyıktır. Kullarını esir-gemekde, onlara rahmetini eriştirmekte ve onları her belâdan halâs etmektedir. Eğer O kerem ve rahmetini kesecek olsa kimsede derman kalmaz. O Zât-ı Akdes'in kullarına muamelesi, adalet ve merhamet üzerinedir. Hiçbir ferde zerrece haksızlık edilmez. Kimsenin yaptığı zerre miktar hayır zayi olmaz. Hatta bir iyilik on mislin¬den yediyüz misline kadar kat kat artırılır. Kullarının ni¬yetine göre daha fazlasını da ikram eder.
Yine Allahü Teâlâ, insanların birbirlerine yaptıkları haksızlıkları düzeltir, hakkı yerine getirir. Zalimlerden mazlumların hakkını alır...
O'nun yaptığı işlerde denksizlik, eğrilik olmaz. O herşeyi en güzel yaratandır. Yıldız dolu semâlara, çiçek âlemi bahçelere, ipek kanatlı kuşlara, yeşil başlı ördeklere, beyaz kuğulara can gözüyle nazar edecek olsak, ne hari¬kalar, ne nadide sanatlar görürüz.
Kendi vücudumuz bir başka âlem. Bu kadar mükemmel bir makinayı hangi fen icat edebilir? İnsanlık henüz gözümüzün sırrını çözmüş değil. Bir et parçası, bu kadar güzellikleri nasıl kavrayıp bize ulaştırıyor. Göz âlemi gördüğü halde kendisini göremez. Şanı pek yüce olan Allah bize göz bağışlamasaydı, gülleri, çiçekleri, arıları, ceylanları, kuşları, şahinleri, yıldızları, güneşleri nasıl temâşâ ederdik?
Şu yüce dağlar, şu engin denizler, şu yemyeşil ovalar ve ruha safa veren ormanlar hep Allah'ın kudretinin eseri¬dir. Hâhk-ı Kerim Hazretleri, bunları, bu doyumsuz güzellikleri görebilmek, bunların zevkine erebilmek için bize göz bağışlamıştır. Yazı yazabilmek için kalem tutan eller vermiştir. Ellerimiz kaç boğum bir araya getirilerek yaratılmıştır? Eğer O bize bunları bahşetmeseydi bütün bu güzelliklerin icadı boş ve abes olmaz mıydı?
Sarı gül, hoş menekşe,
Verir miydi bir neş'e?..
Etrafımızda ne nadide güzellikler, ne harika eserler vardır. Gözü bakıp gönlü uykuda olanlar bunların sırrına vâkıf olamaz. Allahü Teâlâ'nın asarını göremez ve mal gibi gelir, mal gibi gider...
Evet:
Dalâletin kör gözü bir bakmıyor ki göğe,
Alemden ibret alıp veda etsin körlüğe!..
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri diyor ki: “Bak, nasıl sahife-i arz üstünde Zât-ı Ehad-i Samed'in hatemlerini az dikkatle görebilirsin. Başını kaldır, gözünü aç, şu kâinat kitab-ı kebîrine bir bak. Göreceksin ki, o kâinatın hey'et-i mecmuası üstünde, büyüklüğü nisbetinde bir vuzuh ile Hâtim-i vahdet okunuyor. Çünkü, şu mevcudat bir fabrikanın, bir kasrın, bir muntazam şehrin eczaları ve efradları gibi bel bele verip, birbirine karşı muavenet elini uzatıp, birbirinin sual-i hacetine:
“Lebbeyk, başüstüne!” derler, el ele verip bir inti¬zam ile çalışırlar, başbaşa verip zevi'l-hayata hizmet eder¬ler, omuz omuza verip bir gayeye müteveccihen bir Müdebbir-i Hakime hizmet ederler.
Güneş ve aydan, gece ve gündüzden, kış ve yazdan tut, tâ nebatatın, muhtaç ve aç hayvanların imdadına gel¬melerinde ve hayvanların zayıf, şerif insanların imdadına koşmalarında, hatta mevadd-ı gıdâiyenin (gıda maddeler¬inin) latîf, nahif yavruların ve meyvelerin imdadına uçmalarında, tâ zerrât-ı taâmiyenin hüceyrât-ı beden im¬dadına geçmelerinde câri olan bir düstur-u teâvünle (yardım ile) hareketleri, bütün bütün kör olmayana gösteriyor ki, gayet Kerîm bir tek Mürebbî'nin kuvvetiyle, gayet Halcim bir tek Müdebbîr'in emriyle hareket ediyor¬lar...” (Yedinci Lem'a'dan)
Kâinatın içinde cereyan eden şu muntazam hadiseler, şu yazlar, şu baharlar, şu kışlar, şu güneşler ve şu aylar durmadan kendi hal dilleriyle bize haykırıyorlar:
“Ey Allah'ın kulları! Aklınızı başınıza devşirîn, siz başıboş bırakıldığınızı mı zannediyorsunuz? Bir zerre bile tesadüf eseri olarak yerinden oynamaz. Yüce yaratıcı, her¬kesin istidadını ve kimin neye lâyık olduğunu kemâliyle bilir ve ona göre her hakkı, hak sahibine ulaştırır.”
Gerçekten öyle. Kim neye müstahak ise mutlaka onu bulur. Dağlar gibi serveti olan nice adamlar vardır ki, şükürsüzlükleri sebebiyle herşey ellerinden gitmiş, kendi¬leri de intihar ederek güya beladan kurtulmuşlardır. Allahü Teâlâ, vakti gelince verdiklerini geri almak için kimseye sormaz ve bir şarta da tâbi değildir. Fukarayı zengin, zengini fukara yapmak O'nun elindedir. Dilerse bir garibin başına devlet kuşu kondurur, dilerse bir sul¬tanı tahtından aşağı indirir.
Hüsranın yaylasına çadır kuranlara, azıp zıplayanlara, günah ve isyanın derelerine akanlara ve Zât-ı Kerimini unutanlara, yani âsî ve mücrim kullarına, zalimleri musal¬lat kılar, onları zâlimlerin eliyle terbiye eder. Sonra da za¬limleri birbirine düşürür. Herkes ektiğini biçer ve yine herkes gün gelir hesap diyarına göçer.
Biliyorsunuz, İslâm tarihinde Haccac diye meşhur olmuş bir vali adam vardır. Adam vali değil, sanki ölüm makinası idi. Tane öğüten değirmen taşları gibi insan kel¬lelerini bedenlerinden yere düşürüyordu. Bir gün ona:
“Ey emîr, dediler, bu ne insafsızlık! Sen hiç Hazreti Ömer'in adaletinden ibret almaz mısın? Müslümanlara ettiğin bu cefâ nedir?”
Haccac yaman bir karşılık verdi:
“Hazreti Ömer'in devrinde Ebû Zer'ler, Ammar'lar, Selman'lar vardı. Siz bana öyle müslümanları getirin, ben de Ömer gibi olayım!”
Gerçekten doğru bir söz. Evet, insanlar azar, Allah'a is¬yan ederse, Allahü Teâlâ da başkalarını onlara musallat eder. Başımızın bir türlü selâmet bulmaması işte bun¬dandır. Kimseye haketmediği cezayı Cenâb-ı Hak göndermez.
Gemisiz denize açılan kişiye akıllı denmez. Ölümün hak olduğunu bildiği halde ölümden sonrası için azık hazırlamayanlara idrak sahibi gözü ile bakılmaz. Allah'ın, kâinatta nasıl muazzam bir nizamı varsa, ahirette de öyle ilâhî teşkilatı vardır.
Evet:
Göz vermiş, gönül vermiş, can bahşetmiş Hak sana.
İsyan ettiğin müddet belâ müstahak sana.
Allah'a inandım de, sonra da dosdoğru ol,
Müjdelerle gelecek o zaman Burak sana![223] Mustafa Necati Bursalı, Esma-i Hüsna Şerhi, Erhan Yayınları: 282-285.

/b]

_________________
İLİM BİR NOKTA İDİ CAHİLLER ONU ÇOĞALTTI
İNSANLAR VAV GİBİ DOĞAR BİRAZ DOĞRULDUKLARINDA KENDİLERİNİ ELİF ZANNEDERLER
HER ŞEY ELİFLE DÖNÜYOR ELİFE DÖNÜYOR
KORKAKLIKTA AR İLERLEMEKTE ŞEREF VE İTİBAR VAR İNSAN KORKMAKLA KADERDEN KURTULA
MAZ
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
EL-MUKSIT (C.C.)
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
buharalıbilvanisli.com :: İslamiyet Genel :: Allah (c.c) Hazretleri :: Esma-i Hüsna-
Buraya geçin: