buharalıbilvanisli.com

Sofilerin Buluşma Noktası Buhara
 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
buharalıbilvanisli.com Son Konular
KonuYazanGönderme Tarihi
Salı Şub. 08, 2011 11:13 am
Cuma Ocak 28, 2011 9:56 am
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:43 pm
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:41 pm
Çarş. Ocak 05, 2011 8:01 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:57 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:40 am
Salı Ocak 04, 2011 6:58 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 9:37 am
Ptsi Ocak 03, 2011 7:15 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 7:02 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:55 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:43 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:27 pm
Perş. Ara. 30, 2010 10:23 am
Perş. Ara. 30, 2010 8:27 am
Paz Ara. 26, 2010 2:53 pm
Paz Ara. 26, 2010 2:43 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:11 pm
Cuma Ara. 24, 2010 1:34 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:50 am
Perş. Ara. 23, 2010 1:19 pm
Perş. Ara. 23, 2010 8:12 am

Paylaş | 
 

 İsm-i Vedûd ve Aşk Üzerine -2-

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
FİKİRDEĞİRMENİ

avatar

Mesaj Sayısı : 53
Kayıt tarihi : 04/10/10
Nerden : Karaman

MesajKonu: İsm-i Vedûd ve Aşk Üzerine -2-   Perş. Ekim 14, 2010 12:18 pm

ISM-I VEDÛD - 2

“Tahabbüb-ü Ilâhî ve taarrüf-ü Rabbanî, o Habib-i Rabbü’l-Âlemin ile netice verir, mukabele görür”



Yirmi Dördüncü Mektub'un basinda Rahim ve Hakîm isimleriyle birlikte Vedûd ismi de “Eâzim-i Esmâ-i Ilâhiye”den sayilmistir.48 Ve bu uzun mektupta rahimiyet ve hakîmiyet ile birlikte vedûdiyet hakikatinin de kâinat fabrikasini faaliyete geçiren en önemli manevî unsurlardan biri oldugundan bahsedilmistir. Kâinatin ve içindeki mevcudatin yaradilisina ve hareketlerine dair felsefenin öne sürdügü hikmetleri çok ehemmiyetsiz bulan Bediüzzaman daha farkli hikmetler aramistir. Ilk olarak Hakîm isminin tecellilerini görmüs ve san'at eseri olan varliklarin, meleklerden insanlara kadar bütün suur sahipleri için “mektub-u Rabbanî” olduklarini fark etmistir. San'atli varliklar üzerinde insanlarin ve meleklerin de bilemedikleri harikalarin varligini düsündügünde ise, bu hikmet ona yeterli gelmemis ve daha büyük bir hikmet arayisina girmistir. Bu arayisin sonunda aslinda kâinatin ve mevcudatin en ehemmiyetli hikmetinin Cenâb-i Hakk’a, yani “nazar-i dekaikâsina” denilen O’nun essiz nazarina ayna olduklarini kesfetmistir. Belirli bir süre sonra her seyin sürekli degistigi, bozulup yenilendigi dikkatini çektiginde ise bu hikmeti de yeterli bulmamis ve çok daha büyük bir gaye arayisina girmistir. Sonuçta onun buldugu büyük gaye;


Cenâb-i Hakk’in Zatinin istignasina ve kudsiyetine lâyik bir sûrette
“sefkat-i mukaddese”,
“muhabbet-i münezzehe”,
“sevk-i mukaddes”,
“ask-i mukaddes”,
“sürûr-u mukaddes”,
“lezzet-i mukaddese”,
“memnuniyet-i mukaddese” ve
“iftihar-i mukaddes” gibi suunatin kâinatta sinirsiz bir faaliyeti ve hareketi gerektirmesi hakikatidir.49


“Sefkat-i mukaddese” se’ni Rahim isminin tecellileri seklinde kâinattaki faaliyetlere yol açtigi gibi, “ask-i mukaddes” ve “sevk-i mukaddes” se’nleri de Vedûd isminin tecellilerinin kaynagi olmaktadir.


Insanda öyle bir meyil ve arzu vardir ki, bu arzu siddetlendikçe siddetlenmis ve ask derecesine ulasmistir. Ask derecesine ulasan bu fitrî arzu “beka arzusu”dur. Vedûd isminin bir tecellisi insanin fitratinda bekaya karsi siddetli bir ask suretinde ortaya çikmaktadir. Hatta insanoglu her sevdigi seyde Vedûd isminin bu cazibedar aksini görmek istemekte ve ondan sonra gerçek mânâda sevebilmektedir.50 Risâle-i Nur Külliyati’nda Vedûd isminin “Baki-i Vedûd” seklinde geçmesinin bir hakikati de bu sirra dayaniyor olsa gerektir.


Bediüzzaman insandaki beka askinin aslinda kendi bekasi için degil, Baki-i Hakikî olan Cenâb-i Hakk’in bekasi için verildigini, fakat gaflet yüzünden insanin gölgelere ve aynalara âsik olup yolunu sasirdigina dikkat çekmistir. Insan, enaniyetin perde olmasiyla Baki isminin zayif bir gölgesi olan kendi bekasinin askiyla yanar olmustur. Bediüzzaman’a göre bundan kurtulmanin çaresi ise “suur-u imanî”dir. Yani kisi, imanî suuru arttikça iman bagiyla sahsî vücudundan baska sayisiz baki vücudlarla münasebet ve alâka kesp eder. Allah’in Esma-i Hüsna’si sayisinca güçlü baglarla baglandigi mevcudatin vücudunu kendi vücudu gibi hisseder. Bediüzzaman’a göre “varliga karsi fitrî askin teskini”nin yegâne çaresi budur.51


Bediüzzaman’a göre Vedûd isminin bir tecellisi de ilhamlardir. Cenâb-i Hakk kendini fiilleri ve eserleriyle sevdirdigi gibi, ilhamlar vasitasiyla, özel sohbeti ve huzuruyla da sevgisini izhar etmektedir. Ilhamin ise melek, insan ve hayvan türleri sayisinca birçok çesitleri ve mertebeleri söz konusudur. 52


Risâle-i Nur’da Vedûd isminin tecellisine azamî mazhariyet noktasinda “âsik” mânâsinda iki isim dikkat çekmektedir: Bunlardan biri Mevlânâ Câmi ve digeri ise Sems-i Tebrizî’dir. Bediüzzaman Mevlânâ Câmi’yi “fitrati askla yogrulmus gibi sermest-i câm-i ask” olarak nitelendirmistir. Onun, insanin nazarini kesretten vahdete çeviren “Yalniz Biri iste, Biri çagir, Biri talep et, Biri gör, Biri bil, Biri söyle” veciz sözüne de eserinde yer vermistir.53 Bediüzzaman, Sems-i Tebrizî gibi bir kisim âsiklarin, kâinattaki bütün incizab, cezbe ve cazibeleri Cenâb-i Hakk’in ezelî ve ebedî cazibesinin isaretleri olarak gördüklerinden bahsetmistir.54 Sems-i Tebrizî, Vedûd isminin azamî mertebesinden kâinati seyrettigi için gök cisimlerinin hareketlerini, Cenâb-i Hakk’in kudsî cemali karsisinda âsikane bir raks ve sema olarak görmüstür. Sema denilince akla ilk Mevlânâ ve Mevlevîlik gelir. Oysa Mevlânâ, Sems-i Tebrizî’yle tanismadan önce hiç sema yapmamis ve ölünceye kadar hiç birakmadan sürdürecegi semaya, Sems’in; “Ey Celâleddin! Günes döner, Dünya döner, Ay döner, dost döner” sözüyle baslamistir.


Bediüzzaman’a göre bütün mecazî âsiklarin divanlari, yani asknameleri olan manzum kitaplarin özünde-ruhunda, ayriligin elemi ve feryadi vardir.55 Hatta basta Mevlânâ Celâleddin-i Rumî olarak bütün âsiklar ney sesinden ayriligin elem verici sikâyet sesini duymuslardir. Barla’da Çam daginda agaçlarin ney sesine benzeyen sesini isiten Bediüzzaman ise, isittigi bu seslere çok daha farkli bir mânâ yüklemistir. O agaçlari, her bir dalinda binler neyler takmis, geçit resmine çikmis ve müekkel melegine cesed hükmüne geçmis bir vaziyette hayal etmistir. Onun isittigi ses “elemkârane tesekkiyât-i firak” degil “tesekkürât-i Rahmaniye” ve “tahmidât-i Rabbaniye”dir.56


Ask mesleginde en ileri hudutlara gidenlerden biri de Muhyiddin-i Arabî’dir. Bediüzzaman, Muhyiddin-i Arabî’nin en yüksek mertebe olarak düsündügü Vahdetü’l-Vücud mesrebini tahlil ederken, onun mesrebine dünya askinin sebep oldugunu dile getirmistir. Mecazî olan dünya askinin hakikî aska dönüstügünde, bu askin Vahdetü’l-Vücud’a dönüstügünden bahsetmistir. Bediüzzaman, Vahdetü’l-Vücud mesrebini, dünyayi ve kâinati mahbub kabul eden bir âsikin, o çok büyük mahbubunu zeval ve firak kamçilarindan kurtarmak çabasi olarak görmüstür.57


Diger taraftan “hüsn-ü zînet, âsiklarin celbi içindir”58 ve “hüsün elbette bir âsik ister”59 diyen Bediüzzaman-iki yüzüyle-dünyanin aska lâyik oldugunu da dile getirmistir. Ona göre dünyanin üç farkli yüzü vardir. Birinci yüzü Cenâb-i Hakk’in esmasina, ikincisi ahirete ve üçüncü yüzü ise insanin heveslerine bakan yüzlerdir. Ilk iki yüzde bozulmayan hakikî cemal ve güzellik oldugundan muhabbete ve aska lâyiktirlar. Üçüncü yüz ise fani, geçici, aldatici ve elem verici oldugundan çirkindir ya da çirkinlesmeye mahkûmdur.60 Bediüzzaman’a göre “ayine-i esma-i Ilâhiye” ve “mezra-i ahiret” olan dünyanin iki yüzü sevildiginde “mecazî ask” “ask-i hakikî”ye dönüsmektedir. Fakat bu degisimin önemli bir sarti vardir, o da insanin kendini unutup geçici, kararsiz hususî dünyasini harici dünya ile karistirmamasidir. Hususî dünyasini, ahiretin ve Cennetin geçici bir fidanligi kabul edip, kendisine verilen hirs, muhabbet, ask gibi siddetli duygularini uhrevî islere yöneltmesidir.61


“Masukun hüsnü, âsigin nazarini istilzam eder” dedikten sonra “gül ve çiçeklerin yüzlerini güzellestiren Zat, nasil o güzel yüzlere arilardan, bülbüllerden istihsan âsiklari icad etmesin?” diye sorar Bediüzzaman ve ekler: “Güzellerin güzel yüzlerinde güzelligi yaratan, elbette o güzellige müstaklari da yaratir.”62


Güle âsik bülbülü yaratmak Cenâb-i Hakk’in Vedûd isminin bir tecellisi ise birçok varlik türünün bülbülü mesabesinde vazifedarlarin varligini da ayni ismin tecellilerinin penceresinden görmek mümkündür. Özellikle sinek ve böceklerin bülbüllerinin hem çok hem de çesit çesit olduguna dikkat çeken Bediüzzaman, yildizlarin bile zikirbasi (serzâkir) hükmünde bir bülbülü oldugundan bahsetmistir. Bütün bunlarla birlikte bir de, yerde ve göklerdeki bütün mevcudatin asklarini, istiyaklarini ve muhabbetlerini Cenâb-i Hakk’a sunmakla vazifedar essiz bir bülbül-ü azam vardir. O bülbül-ü azam ise –“levlâke levlâk” hakikati sirrinca onun yüzü suyu hürmetine kâinat yaratilan- Peygamber Efendimiz’den (asm) baskasi degildir. Bediüzzaman’in belig sözlerinde bu kiymettar hakikat söyle ifade edilmistir:


“Bütün bülbüllerin en efdali,
en esrefi ve
en münevveri ve
en bâhiri ve
en azîmi ve
en kerîmi ve
sesçe en yüksek ve
vasifça en parlak ve
zikirce en etemm ve
sükürce en eâmm ve
mahiyetçe en ekmel ve
sûretçe en ecmel,
kâinat bostaninda arz ve semavâtin bütün mevcudâtini lâtîf secaâtiyla,
leziz nagamâtiyla,
ulvî tesbihâtiyla vecde ve cezbeye getiren,
nev-i beserin andelîb-i zîsâni ve
benîâdem’in bülbül-ü zü’l-Kur’ân’i, Muhammed-i Arabîdir (asm).”63


Esma-i Hüsna’dan her birinin Peygamber Efendimiz’in (asm) peygamberligine parlak bir delil oldugunu ifade eden Bediüzzaman, Vedûd isminin delil olusunu ise söyle izah etmistir: “Ism-i Vedûdun cilvesi olan tahabbüb-ü Ilâhî ve taarrüf-ü Rabbanî, o Habib-i Rabbü’l Âlemin ile netice verir, mukabele görür.“64


Cenâb-i Hak Vedûd ismiyle hem cemalini,
hem cemalinin suâlari olan esmâsini,
hem esmasinin cemalini gösteren san'atini,
hem cemalinin aynasi olan masnuatini,
hem de masnuatin mehasinini (yâ da mehasin-i ahlâkini) sevmektedir.


Vedûd isminin bu bes küllî tecellilerinde en yüksek mertebede Peygamber Efendimiz (asm) oldugu için “Habibullah” ünvani ona verilmis ve “makam-i mahbubiyet”e o mazhar olmustur. Cenâb-i Hakk’in Peygamber Efendimiz’e (asm) olan kudsî sevgisini, Süleyman Efendi mevlidinde “Ben sana âsik olmusum” seklinde ifade etmistir. Bediüzzaman ise bu tabiri dogru bulmamistir. Çünkü bu cümle Cenâb-i Hakk’in rububiyetin se’nine yakismayan mânâlari hatira getirmektedir. Bediüzzaman bu sözün yerine “Ben senden razi olmusum” ifadesinin daha dogru bir tâbir olacagini belirtmistir.65
Cenâb-i Hak kendi cemâlini ve esmâsini sevdigi gibi, cemalinin ve esmasinin en parlak aynasi olan Peygamber Efendimiz’i (asm) de sever ve ona benzeyenleri de derecelerine göre sever. Yine mahlûkatinin güzel ahlâkini sevdigi gibi, güzel ahlâkin en yüksek mertebesinde olan Peygamber Efendimiz’i (asm) de sever ve ona benzeyenleri de derecelerine göre sever. Cenâb-i Hakk’in sevgisini kazanmanin, Peygamber Efendimiz’e (asm) benzemekten ve Sünnet-i Seniyyesine ittiba etmekten geçmekte oldugu hakikati Kur’ân-i Kerim’de söyle buyrulmustur: “De ki: Eger Allah’i seviyorsaniz bana uyun ki, Allah da sizi sevsin.”66

Kur’ân’da Cenâb-i Hakk’in neleri sevip neleri sevmedigi birçok âyette tekrarla zikredilmistir.


Kur’ân’da Cenâb-i Hakk’in iyilik edenleri67,
günahlardan sakinan müttakîleri68,
âdil davrananlari69,
tertemiz olanlari70,
tevbe edenleri71,
sabredenleri72,
tevekkül edenleri73
ve Allah yolunda duvarlari birbirine kenetlenmis bir bina gibi saf baglayarak çarpisanlari74 sevdigi bildirilmistir.


Diger taraftan haddi asip asiri gidenleri75,
bozgunculari76,
zalimleri77,
inkâr edenleri78,
hainleri79,
nankörleri80,
israf edenleri81,
kendini begenip övünenleri82,
büyüklük taslayanlari83,
büyüklük taslayip böbürlenenleri84,
böbürlenip simaranlari85 ve
çirkin sözün açiklanmasini86 Cenâb-i Hakk’in sevmedigi âsikâr bir sekilde bildirilmistir.


Vedûd isminin hakikatine dair son sözü Bediüzzaman’a birakalim ve buraya kadar bahsedilen bütün hakikatlerin hülâsasi mahiyetindeki onun veciz sözlerini aktaralim:


“Madem cemal, kemal, rahmet bâkidirler ve sermedîdirler; elbette o cemil-i bâkînin ayine-i müstaki ve o kemal-i sermedînin dellâl-i âsiki ve o rahmet-i ebediyenin muhtac-i mütesekkiri olan insan, bâki kalmak için bir dâr-i bekaya girecek ve o bâkilere refakat için ebede gidecek ve o ebedî cemal ve o sermedî kemal ve daimî rahmete, ebedü’l-âbâdda refakat etmek gerektir, lâzimdir. Çünkü ebedî bir cemal, fâni bir müstaka ve zâil bir dosta razi olmaz. Çünkü cemal, kendini sevdigi için, sevmesine mukabil muhabbet ister. Zeval ve fenâ ise, o muhabbeti adâvete kalb eder, çevirir. Eger insan ebede gidip bâki kalmazsa, fitratindaki cemâl-i sermediyeye karsi olan esasli muhabbet yerine adâvet bulunacaktir.”87

“Ebedî ve sermedî olan bir cemâlin seyirci müstâki ve âyinedar âsiki, elbette bâkî kalip, ebede gidecektir. Iste Kur’ân sâkirdlerinin âkibetleri böyledir. Cenâb-i Hak, bizleri onlardan eylesin, âmin.”88






DIPNOTLAR:
48- Mektubat, 24. Mektup, s. 275.
49- Mektubat, 24. Mektup, s. 277-278.
50- Lem’alar, 3. Lem’a, s. 21.
51- Suâlar, 4. Suâ, 1. Mertebi-i Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye, s. 59-61.
52- Suâlar, 7. Suâ, s. 116.
53- Sözler, 17. Söz, 198.
54- Suâlar, 4. Suâ, s. 74.
55- Sözler, 17. Söz, 2. Makam, s. 196.
56- Sözler, 17. Söz, 2. Makam, s. 206.
57- Lem’alar, 9. Lem’a, s. 92.
58- Mesnevî-i Nuriye, 10. Risâle, s. 173.
59- Sözler, 15. Söz, s. 162.
60- Sözler, 32. Söz, s. 571.
61- Mektubat, 1. Mektub, s. 16-17.
62- Mesnevî-i Nuriye, Zerre, s. 159.
63- Sözler, 24. Söz, 4. Dal, s. 320.
64- Lem’alar, 30. Lem’a, 5. Nokta, s. 499.
65- Mektubat, 24. Mektub, 2. Zeyl, 2. Nükte, s. 294-295.
66- Âl-i Imran, 3:31.
67- Bakara, 2:195; Âl-i Imran, 3:134, 148; Maide, 5:13, 93.
68- Âl-i Imran, 3:76; Tevbe, 9:4, 7.
69- Maide, 5:42; Hucurat, 49:9; Mümtehine, 60:8.
70- Bakara, 2:222; Tevbe, 9:108.
71- Bakara, 2:222.
72- Âl-i Imran, 3:146.
73- Âl-i Imran, 3:159.
74- Saff, 61:4.
75- Bakara, 2.190; Maide, 5:87; A’raf, 7:55.
76- Bakara, 2.205; Maide, 5:64; Kasas, 28:77.
77- Âl-i Imran, 3:57,140; Sûra, 42:40.
78- Âl-i Imran, 3:32; Rum, 30:45.
79- Nisa, 4:107; Enfal, 8:58; Hac, 22:38.
80- Bakara, 2.276; Hac, 22:38.
81- En’am, 6:141; A’raf, 7:31.
82- Nisa, 4:36; Hadid, 57:23.
83- Nahl, 16:23.
84- Lokman, 31:18.
85- Kasas, 28:76.
86- Nisa, 4:148.
87- Lem’alar, 30. Lem’a, 6. Nükte, 5. Suâ, s. 535.
88- Sözler, 11. Söz, s. 116.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
İsm-i Vedûd ve Aşk Üzerine -2-
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
buharalıbilvanisli.com :: İslamiyet Genel :: Allah (c.c) Hazretleri :: Esma-i Hüsna-
Buraya geçin: