buharalıbilvanisli.com

Sofilerin Buluşma Noktası Buhara
 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
buharalıbilvanisli.com Son Konular
KonuYazanGönderme Tarihi
Salı Şub. 08, 2011 11:13 am
Cuma Ocak 28, 2011 9:56 am
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:43 pm
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:41 pm
Çarş. Ocak 05, 2011 8:01 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:57 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:40 am
Salı Ocak 04, 2011 6:58 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 9:37 am
Ptsi Ocak 03, 2011 7:15 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 7:02 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:55 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:43 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:27 pm
Perş. Ara. 30, 2010 10:23 am
Perş. Ara. 30, 2010 8:27 am
Paz Ara. 26, 2010 2:53 pm
Paz Ara. 26, 2010 2:43 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:11 pm
Cuma Ara. 24, 2010 1:34 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:50 am
Perş. Ara. 23, 2010 1:19 pm
Perş. Ara. 23, 2010 8:12 am
Similar topics

    Paylaş | 
     

     Tarikatların teşekkülü ( Muhammediyye tarikatı denmeyip farklı isimlerle anılması caiz mi ?)

    Aşağa gitmek 
    YazarMesaj
    ŞaHa Meftun

    avatar

    Mesaj Sayısı : 139
    Kayıt tarihi : 30/06/10
    Nerden : Ankara

    MesajKonu: Tarikatların teşekkülü ( Muhammediyye tarikatı denmeyip farklı isimlerle anılması caiz mi ?)   C.tesi Ekim 16, 2010 12:48 pm

    Soru : Bütün tarikatların Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ali (radıyallahu anhümâ) vasıtasıyla Fahr-i Âlem sallallahu aleyhi ve sellem'e ulaştığı ve onların da tarikatı Hz. Peygamberden aldıkları bilindiği halde, efkar-ı umûmiyye de niçin "Muhammediyye Tarikatı" adının verilmeyip de, Nakşibendiyye, Kâdiriyye, Mevleviyye, Şâzeliyye, Rifâiyye, Kübreviyye, Ekberiyye, Sühreverdiyye, Çeştiyye, Halvetiyye ve Celvetiyye tarikatları gibi isimlerin verilmesi ve tarikatların bu isimlerle şöhret bulması şer'an caiz midir?

    Cevap : Mecaz yoluyla caizdir. Nitekim Hz. Peygamberin hadislerini ihtiva eden kitaplara Sahih-i Buhari, Sahih-i müslim denmektedir. Mustafâviyye mezhebi de, Ebû Hanife, Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezhebi adıyla bilinmektedir. Halbuki bunların hepsi de Kur'an-ı Kerim ve Hadis-i şeriflerden kaynaklanmakta ve bu iki asıl mesnede dayanmaktadır. Hiç biri kendi izâfî ve indî mütâlâlarına göre böyle bir şey îcâd edip ortaya koymamışlardır.

    Tarikatların nihayeti ve aslı Muhammediyye Tarikatı olduğu halde, niçin bu tarikatlara Muhammediye tarikatı adı verilmiyor da Nakşibendiyye, Kâdiriyye, Mevleviyye, v.b. isimler veriliyor diye sorarsan, buna şu cevabı verebiliriz:

    Tarikatların mezkur isimlerle adlandırılıp şöhret bulması mecâzîdir. Bu tarikatların kurucusu ve pîrinin ismine nisbetle anılması, bu zatların adı geçen tarikatların ıslahı, zaman ve zeminin ihtiyaçlarına göre irşad anlayışlarının değiştirilmesi gibi konularda cehd ve gayretlerinin çokluğundandır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hadislerinin, bulunduğu kaynaklara göre Buhari ve Müslim hadisi diye isimlendirilmesi aynen buna benzer. Aslında hadisler Buhari ve Müslüm'e ait değil bizzat Rasûlullah'a aittir. Hadislere, kitaplarında "muan'an" bir silsile ile yer vermekten başka müdaheleleri yoktur.

    Mezhep imamaları da görüşlerini Kur'an-ı kerim ve sünnet-i seniyye'den aldıkları, hükümlerini bu iki asıl akynağa dayanan delillerle ictihad yaparak koydukları halde mezheplerinin kendilerine nisbetle Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezhebi diye isimlendirilip, bu adlarla tanınıp yaygınlaşması da böyledir. Bu zatlardan hiç birisi kendiliklerinden şahsî bir hüküm ortaya koymamışlardır.

    Cüneyd-i Bağdâdî (k.s.) bu hususu şöyle açıklıyor :
    "Rasûlullah'ın sünnet-i seniyyesi ve ahlak-ı hasenesinden kaynaklanmayan ve O'na uymayan bütün tarikatlar çıkmaz sokaktır. Onlarla hiçbir yere varılamaz."
    Hadis-i şerifte: "Eğer Musa aleyhisselam hayatta olsaydı da bizim peygamberlik haberimiz kendisine ulaşsaydı, ümmetimden olması dışında başka bir şey O'na caiz olmazdı" buyurulmuştur. Kendisinden önceki bütün semavî kitapları ve ilahi dinleri nesheden Hz. peygamber'in nübüvveti, nasıl olur da O'nun yoluna ve izine aykırı tarikatlara imkan verir. Bunun düşünülmesi bile muhaldir.

    TARİKATLARIN BAŞI VE SONU NEDİR.?

    Tarikatların başlangıcı, şer'i şerifin esaslarına sımsıkı sarıldıktan sonra mümkün olduğu kadar zikir ve O'nun insanlara lütfettiği nimetler ile yüce kudreti üzerinde derin tefekkür, ortası; "insanlarla aşırı derece ülfet ve ünsiyet, onlarla fazlaca haşir-neşir olmak iflas alametidir" denildiği gibi, insanlarla, ya da cezbedici diğer dünyevî şeylerle değil yalnız Allah'la meşgul olmak ve yalnız O'na yakın ve O'nunla ünsiyet etmektir. Neticesi ise; her zaman Hakk'ın huzurunda bulunduğu inancına sahip olmak, kendisinde, çevresinde, hülasa her şeyde Hakk'ı görebilmek, bir an bile Allah şuurundan uzak kalmamaktır. Daha doğru bir ifade ile İslâm'ı "ihsan" derecesinde ve her an Cenab-ı Hakk'ın murakabe ve denetimi altında yaşadığına inanarak ibadet etmek ve öylece yaşamaktır.
    Tarikatların hepsinin gayesi, müridlerini yalnız Allah'a kulluk ve yalnız O'nun rızasını kazanma idealine ulaştırmaktır. Nitekim bunu zikir, fikir ve ibadetlerinde şöyle dile getiriyorlar:

    "İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî = İlâhî, benim maksadım yalnız sen, elde etmek istediğim de yalnızca senin rızandır."

    -alıntı-
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Kullanıcı profilini gör
     
    Tarikatların teşekkülü ( Muhammediyye tarikatı denmeyip farklı isimlerle anılması caiz mi ?)
    Sayfa başına dön 
    1 sayfadaki 1 sayfası
     Similar topics
    -
    » Taşların Sınıflandırılması

    Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
    buharalıbilvanisli.com :: Tasavvufi Sohbetler :: Sadatı Nakşibendi Büyükleri :: Nakşibendi Büyüklerinin Sohbetleri :: Tasavvufi Kıssa ve Hikayeler :: Tasavvufi Soru ve Cevaplar-
    Buraya geçin: